« Önceki | Sonraki »

5/1/2009

BLOGUMA HOŞGELDİNİZ


    
 

             71.jpg  ''EVRENSEL MESAJIM'' 

 Milli ekonomi, bugün Türk milleti ve tüm insanligin ekonomik kurtulus reçetesidir.Genel baskanim,üstadim Prof Dr. Haydar BAS'in adini daglara taslara yazmaliyiz.Allah'in izniyle zafer ona inanan ve tabi olanlarin olacaktir.Ne diyor Üstadimiz;''Hakki savunun,hakli olun,hakkiniza razi olun,haksizlik yapmayin ve hak yolunda mücadele edin.Hepinizi hakka emanet ediyorum''Türk milletine ne kadar güzel ve anlamli bir bir yol gösteris degilmi?Saygilarimla..
                                            ''UNIVERSAL MESSAGE'' 

  National economy, the Turkish nation and all humanity today's economic salvation reçetesidir.Genel my president, my Master Prof. Dr. Haydar's name begins to carry mountains yazmaliyiz.Allah's victory allowed him to believe the subject of our Master olacaktir.Ne says;''Rights defensive, that's right, your right to be satisfied, do not do an injustice in the way of rights and the fight would be entrusted to edin.Hepinizi rights' 'the Turkish nation a way of how beautiful and meaningful blazonry right? sincerely .. Mehmet Tunabas; BTP Biga District President ......
            ''DÜNYANIN EKONOMIK KURTULUSU MILLI EKONOMI DE''


5000 yillik tarihiyle, 1400 yillik Türk-Islam Medeniyeti ile ve 82 yillik Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kitalarinin kesistigi en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadir.

Siyasi, ekonomik ve sosyal çatismalarin merkezinde ve hedefinde oldugu halde, tarihinden ve inancindan aldigi güçle dimdik ayaktadir ve ayni zamanda tüm Türk-Islam dünyasinin ve dünyanin mazlum milletlerinin son umududur.


Var oldugu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çiktigi dönemlerde insanliga adaleti ve insan haklarini doya doya yasatmis, teknolojiyi ve medeniyeti ögretmistir.

21. yüzyil Ulusal Egemenlik kavraminin degistigi bir yüzyildir. Nitekim küresellesmenin ideologlarindan John Naisbitt su yaklasimi sergiliyor:

?Büyük sirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalisabileceklerini görüyoruz. Ayni durum, ülkeler için de geçerlidir. Eger dünyayi tek pazarli bir dünya haline getireceksek, parçalari küçük olmali??

Asirlar boyu sinsi bir sekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karsi karsiya gelen Milletimiz, verdigi Istiklal Savasi neticesinde Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliginde Kuvay-i Milliye ruhu ile kendine dönmüs, bagimsizligina kavusmus ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmustur.

Atatürk, 1 Mart 1922?de yaptigi Meclis açilis konusmasinda söyle diyordu: ?Her seyden önce milli amacimiz olan bagimsizligimizi saglamaya ulasmaktan baska bir sey düsünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu saglamaya yeterli olup olmayacagidir.

...Memleketimizin gelir kaynaklari, milli davamizin güvenle sonuçlandirilmasina yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar oldugu gibi, dis devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacina ulastirabilecektir.?

Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin ?tam bagimsiz? olabilmesi için ?ekonomik bagimsizligin? sart oldugunu özellikle vurgulamis, kapitülasyonlari kaldirmistir. 1923'te Izmir'de Iktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandirmaya çalismistir. Kongrede, ?ulusal bagimsizlik ilkesi?nden kesinlikle vazgeçilmeyecegi ve bu ilke içinde kalkinmanin gerçeklestirilecegi kararlastirilmistir.

Yani bagimsizlik ile kendi ayaklari üzerinde durabilen bir ekonomi arasinda direkt bir bag vardir.

Devletimizin kurucusu Atatürk'ün döneminde, yani 1938'e kadar çesitli sahalarda kalkinma plan ve projeleri uygulanmis ve çok büyük basarilar elde edilmistir.

Bu dönemde kalkinmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika?ya uçak ihraç edecek seviyeye ulasmistir. Fakat Atatürk'ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kusatma altina alinmis; Batili devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçeklestirmeye baslamislardir.

Uluslar arasi sirketlerin devletimizin bütçesine yön verdigi IMF ve Dünya Bankasi kiskacinda ülkemizin kaynaklarinin ve her türlü imkanlarinin kullanildigi, özellestirmenin, KIT?lerin satisinin, Uluslar arasi Tahkim?in, tahdit kanunlarinin ve AB?ye uyum adi altinda çikarlarin yasalarin hayata geçirildigi bir süreçte Türkiye, hakikatte ?bu küçük parçalara ayrilma projesi?ni yasamaktadir.

Ekonomik bagimsizligin, devletlerin bagimsizliginda gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüstügü bir dünyada yasiyoruz.

Anadolu topraklarinin altinda kefensiz yatan sayisiz süheda ecdadimizin kemiklerinin sizlatildigindan dolayi rahatsiz olanlar ve uykulari kaçanlar bir daha düsünün.
Anadolu topraklarinin içine saklanmis, ilahi kudret tarafindan yerlestirilmis olan essiz maden yataklarimizin,milli hazinelerimizin kapilarinin; Müslüman Türk milletine kapatilmasindan, bu milletlin ve bu vatanin düsmanlarina ardina kadar açilmasindan ötürü rahatsiz olup uykularini terk edenleri sag duyulu olmaya davet ediyorum.

Yine bu essiz güzellikler ve özellikler tasiyan,cennet vatanimizin sahiplerinin, çilekes vatandaslarimizin emeklerinin ve alin terlerinin toplanip haçlilara peskes çekilmesinden ötürü aci ile kivranan vatanperverleri bir daha akli selimle düsünmeye davet ediyorum.
Vatanperver vatandaslarimizin vatan namustur satilmaz feryadina ragmen, vatan topraklarinin altindaki madenleri ile birlikte, altindaki sehit mezarlari ile birlikte ecnebilere satilmasindan ötürü vicdan azabi çekenler,çaresizlik içinde kivrananlar, vatan namustur satilmaz ilkesinde israr edenler,bir de Prof Dr. Haydar Bas beyi dinlemeye gayret edin.

Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarini ve kanlarini sebil eden sehitlerimiz hakkinda kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanlarin,sikilmayanlarin defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarina davet ediyorum.
Bebek katiline sayin diyerek ve sehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bagrinda derin yaralar açtigi halde hala ortalarda yalanci doktor edasiyla dolasanlara, sandik basinda sayin baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Bas'in liderliginde dalgalanan BTP bayragi altinda toplanmaya davet ediyorum.
Minareler süngü kubbeler migfer seklinde siir okuyarak kahraman olup milletin oylarini aldiktan sonra, alti buçuk yillik iktidari süresince misyonerlerin ve misyonerligin önünü açanlara, dinler bahçesi adi altinda kurdele kesenlere,haçlilarin istegi dogrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandik basinda hesap sormak isteyenleri saflarimiza davet ediyorum.
Bin yildir bu topraklarda tevhid bayragini dalgalandiran Müslüman Türk milletinin oylari ile iktidar koltuguna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanlari,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kismini silenleri,attiklari her adimla bu milleti haçli limanina biraz daha yaklastiranlari yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidisattan ötürü uykulari kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayin sehitlerimize kelle denilmesinden rahatsiz iseniz bize buyurun.
Vatan topraklarimizin bagrindaki sehit mezarlari ile birlikte vatan düsmanlarina satilmasinda ötürü uykunuz kaçiyorsa bize buyurun.

Emegimizin,alin terimizin,servet ve sermayemizin haçli siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayi vicdan azabi çekiyorsaniz bize buyurun.
Ecdat yadigari camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramizla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayirli olsun denilerek hizmete açilmasindan ötürü uykunuz kaçiyorsa bize buyurun.

Müslüman Türk çocuklarinin on iki yasindan önce Kur-an'la temasini yasaklayan yasa devam ettirildigi halde yine Müslüman Türk çocuklarinin üç yasindan itibaren kiliselere,papazlarin kucagina tasinmasindan rahatsiz olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
AKP iktidari alti buçuk yildir AB ye girmek ugruna, onlardan gelen her talimati milletimize dayatti,verilmedik taviz,satilmadik kurum birakmadi, buna ragmen bir elli sene daha bekle talimatini aldi ve oturdu.AB nin ellinci yil dönümü programina bile çagrilmadi.

AKP iktidari teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapilarinda kör topal yürümeye çalisirken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Bas,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya'da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarina elini öptürdü.Tamami profösör olan katilimcilar iki gün boyunca sayin Haydar Bas'in Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalligini,tüm ülkeler için bir çare bir çikis formulü sundugunu anlata anlata bitiremediler.

Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanin ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Bas'in yarin iktidar olunca neler yapabilecegini varin siz hesap edin.
Anadolu topraklarini altinda yatan yer alti zenginliklerini haçli tefeciler degil,yabanci sirketler degil, yine bu ülkenin insani Müslüman Türk milleti kullanmalidir diyen, Vatandaslik maasi vadeden, Ev hanimlarina isçi statüsü kazandirip emeklilik vadeden,
Sinavsiz üniversite ve okuyan her çocuga egitim bursu vadeden,
Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
Devlet babadir ya vatandasina is bulur ya da asini verir ilkesi dogrultusunda projeler gelistiren,
Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarimizda altin çagini yasayacak diyen BTP iktidarinda bulusmak üzere Saygilarimla ..
_________________
.                            

 ''Düsmanlarinizi affedin bu bir büyüklüktür. Ama onlari unutmak büyük bir aptalliktir. '' (J.f kennedy) 
Mehmet Tunabas:BTP Biga Ilçe Baskani....
 

Biga Tanitim Filmi

  TARIHE SIGMAYAN DESTAN ÇANAKKALE GEÇILMEZ FILMI

 

Yukaridaki Resmi Tiklayarak Filmi Izleyebilirsiniz

 (  tunalim@groups.takingitglobal.org )GRUP
  Laughing http://www.google.com/sky/ Laughing (GOOGLE SKAY ile uzayi izleyin)
 
 
TUNALIM grubuna kayit ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

5/1/2009

BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ BÜYÜYOR)

71.jpg 

 2004 yerel seçimlerine kıyasla yoğunlaşılan belediyelerdeki oylarını artıran Bağımsız Türkiye Partisi 4 yeni belediye kazanarak seçimlerden büyüyerek çıktı.

29 Mart yerel seçimlerinde teşkilatlar olarak ağırlığını belli pilot bölgelere veren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) bu yerlerdeki oylarında 2004 yılında yapılan yerel seçimlere kıyasla çok büyük artışlar yakaladı. İstanbul'un ilçesi olması hasebiyle önemli olan Çatalca'da 2004 yerel seçimlerinde yüzde 0.10 oranında oy alan BTP, 29 martta bu oranı yüzde 4.4'e çıkararak Çatalca'da oylarını 44 kat artırmış oldu. Artvin Şavşat'ta 2004 yılında 1.53 olan oy oranını 13 kat yükselterek yüzde 19.9'a çıkaran BTP, Şanlıurfa'da 4 kat ve Tunceli'de oylarını 3 kat artırdı.

Çınar'da BTP'ye yüzde 17.6 oy

Kilis-Merkez'de oy oranını 27 kat artırarak 3.04'den yüzde 9'a, Malatya'nın Kale ilçesinde ise oy oranını 10 kat artırarak 1.86'dan yüzde 19'a yükselten BTP Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde oylarını 250 kat artırarak yüzde 17.6 oranında destek aldı. Devletten trilyonlarca maddi destek alan partilerde erimelerin görüldüğü 29 mart seçimlerinde BTP, hem oylarını artırdı hem de belediye sayısını 4'e çıkardı. Konya'nın Yazla beldesi, Manisa'nın Sancaklı Bozköy beldesi, Aydın'ın Yazıkent beldesi ve Bursa'nın Tahtaköprü beldelerinde belediye başkanlıklarını Bağımsız Türkiye Partisi aldı.

Kovancılar'da BTP ikinci parti

Gaziantep Araban'da yüzde 10.3 oy oranıyla 44 kat, Elazığ Kovancılar'da yüzde 22 oy oranıyla 61 kat oylarını artıran BTP, Bolu'nun Göynük ilçesinde ise yüzde 3.9 oy alarak oylarını 39 kat yükseltti. Ağrı-Merkez, Adana-Kozan, Bursa-Osmangazi, Trabzon-Şalpazarı, Isparta-Gelendost, Artvin-Hopa, Sakarya Kocaali, Siirt-Eruh ve Erzurum-Oltu'da Bağımsız Türkiye Partisi'nin oylarında büyük artışlar yaşanan balediyelerden oldu.
''TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİDİR''
Seçimler bitti olumsuz ekonomik veriler arka arkaya açıklanıyor.

TÜİK'in rakamlarına göre Türkiye ekonomisi 2008'in son çeyreğinde yüzde 6.2 daraldı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2009 yılı Mart ayı ihracatı yüzde 34.92 düşüşle 7 milyar 127 milyon dolara düştü.

Lokomotif sektörlerden otomotiv sektörünün ihracatı 2009'un ilk üç ayında yüzde 53.8 azalarak 3 milyar 73 milyon dolara düştü.

Tüketici güven endeksi Mart ayında yüzde 9.1 düşerek, 65.46 seviyesine geriledi. 100'ün altı tüketicinin ekonomiye hiç güvenmediğini ortaya koyuyor.

Dev şirketlerden Brisa'da üretim durdu; Tofaş'da bir duruyor, sonra başlıyor, kısa bir zaman sonra tekrar duruyor, tam bir istikrarsızlık var; Sifaş tül, fabrikasını kapattı; Toyota Türkiye üretime ara verdi.

İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde sadece Şubat ayında kapanan fabrika sayısı 32'ye yükseldi. İşten çıkarılanların sayısı ise 6 bine yükseldi ve işten çıkarma yapan fabrikaların oranı yüzde 62'ye yükseldi.

Şirket kuruluşları 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 30.75 azaldı, tasfiye olanların sayısı ise yüzde 16 arttı. Ve daha onlarca resmi veri ekonomideki olumsuzluğu tutarsızlığı, kötü gidişatı anlatmak için sıralanabilir, ama bu kadarı kafidir zannediyorum.

İşin garip tarafı bu kötü tablo seçim öncesi de vardı, ama maalesef çok az sayıda seçmen yaşadığı ekonomik sıkıntıları baz alarak değerlendirme yaptı. Neticede iktidarda bulunan ve bu ekonomik tablodan birinci dereceden sorumlu olan Hükümetin partisine yüzde 40'a varan oy verdi.
Her zaman ifade ediyorum, maalesef Türkiye'deki seçmen hala ekonomiden mevcut iktidarın, siyasetin sorumlu olduğunu kavramış, anlamış değil.

Milletimiz, ekonomiyi bu hale getirenlere söver söver sonra gider yine o sövdüklerine oyunu verir. Her zaman söylüyoruz, milletimiz ne zaman yaşadıklarından yola çıkarak oy vereceğini belirler ve oyunu gerçekten çözümü olandan yana kullanırsa, ülkemiz oldukça yol kat edecektir.
En azından böyle garabet tablolar oluşmayacaktır. Bir diğer önemli husus ise, mevcut siyasi sistemin, çözümü olanların ön plana çıkmasına engel teşkil etmesi...

İktidar partisinin IMF dışında hiçbir çözümü yok ve zaten ekonomide bahsettiğimiz olumsuz tablo işte bu peşinde koşulan IMF'nin empoze ettiği politikaların ürünü.

İktidarın çözümü yok da peki, ana muhalefet ve diğer meclis içi partilerin çözümü var mı? Onların da yok.

Durum böyle olmasına rağmen medya bunları gündeme taşır, bunların horoz dövüşlerini ekrana yansıtır, milletimiz bunlarla yatar bunlarla kalkar.

Bu da yetmiyormuş gibi devletin para yardımı da bu partilere yapılır.

Yani hiçbir çözümü olmayan bu partilere her türlü kendini millete takdim etme imkanı fazlasıyla verilirken, gerçek bir çözümü olduğu halde bu imkanları olmayanlar ise kendi kaderine terk edilir. Kimse bu siyasi anlayışın demokrasinin bir ürünü olduğunu söylemesin, çünkü alakası yok.

Eğer bütün bu kısıtlamalara, karartmalara ve asla demokratik olmayan bu olumsuz siyasi ortama rağmen, bir parti oylarını arttırabiliyor, belediye sayısını dörde katlayabiliyorsa bu gerçekten takdir edilmesi gereken büyük bir başarıdır.

Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) işte böyle bir partidir. Onbinlerle ifade edilen mitingler yapmasına rağmen, IMF dışında çözümü olan tek parti olmasına rağmen, ortaya koyduğu çözüm bugün 52 ülke tarafından referans gösterilmesine rağmen, renkli medya bir kare, renkli basın ise bir satır yer vermemiştir.

Yine BTP, bir kuruş devlet desteği olmadan sevenlerinin büyük fedakârlıklarıyla adeta çiviyle kum kazar misali zorluklarla mücadele ederek bugün büyük bir başarı elde etmiştir.

Seçime bir belediyeyle girmiştir, dört belediye kazanarak çıkmıştır. Oylarını arttırmıştır.
Okyanus ötelerinin rüzgarıyla BTP çok rahat iktidara gelirdi, ama onun adı BTP olmazdı. Bugün BTP emin adımlarla belki yavaş yavaş yükseliyor, ama tamamen milletin rüzgarıyla...

Okyanus ötesinin rüzgarıyla iktidara oturanların sonu asla hayırlı olmamıştır, ama her şeye rağmen milletin rüzgarıyla iktidara oturanlar her zaman baş tacı olmuştur ve asla geri adım atmamıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye'nin geleceği BTP'dir.

TUNALIM...

25/12/2008

TARİHTE ERMENİ KATLİAMLARI





BU SAFHAYA (özüre) YAVAŞ YAVAŞ GELİNDİ... SONRASIDA VAR UYANIN...

HRİSTİYAN BATI ''SOYKIRIM YOK'' DEMEYİ BİLE SUÇ KABUL EDERKEN, DİNDAR C.BAŞKANIMIZ BİZDEN; İHANET İFTİRA VE HAKARETİ ve İDDİALARI ''OLGUNLUKLA'' KARŞILAMAMIZI İMA ETMEKTE



DİNDAR OLDUĞUNU AFİŞE EDEN AMA KÖKENİN KONUŞULMASINDAN NEDENSE RAHATSIZ OLAN
Gül yeşil ışık yakmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye’de her türlü görüşün açıkça tartışılabilmesinin “devlet politikası” olduğunu belirterek, “Özür Diliyoruz” kampanyasına itirazının olmadığını ima etmişti. Başbakan Erdoğan ise girimi mantıksız bulduğunu belirtmişti. Erdoğan şunları kaydetmişti: Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok.



Almanya´da Türklerin düzenlediği bir toplantıda Prof. Dr. Hasan Köni, "Ermeni meselesi" başlıklı bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:
"Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ´convert´olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de var. Bunların kim olduğunu bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var."

***

Hrant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına "Siz 1.5 milyon kişiden bahsediyorsunuz. Oysa ayni dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?" diye sormuştu. Muhatabı da "Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir" cevabını vermişti.
Dink, bir yazısında Atatürk´ün manevi kızı Sabiha Gökçen´in yetim Ermenilerden olduğunu ve bu konuda elinde belgeler bulunduğunu yazmış ve kıyamet kopmuştu. Peki bu bilgiye ulaşan Dink, başka hangi bilgi ve belgelere ulaşmıştı. Acaba, Türkiye´de etkin noktalarda bulunan kaç kripto Ermeni vardı? Ve Hırant Dink´in öldürülmesinde, bu açıklamaların rolü var mıdır? Ayrıca, Hırant Dink´in bilgisayarının hard diski şu anda kimin elindedir?
K:Arslan BULUT





Türk'e ihya ettirilen, dönemin ihanet karargahı, simge Akdamar kilisesi..


Asala tarafından şehit edilen vatandaşlarımızdan bazıları..




90 lı yıllar hocalı katliamı.. Gözümüzün önünde yapıldı...........


Bosna - srebrenitsa daki soykırım sonrası açılan toplu mezarlar,
pAPANIN ve VATİKANIN BURNUNUN DİBİNDE HATTA GÖZETİMİNDE




..ve bir 29 Ekim Günü Teslimiyet imzası.. AB...

BU OLAYLARI BİZ 1999 YILINDAN BERİ ANLATMAYA ÇALIŞTIK

HAYDAR BAŞ 99 YILINDAN BU GÜNE " DİNİ ve MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE YÖNELİK TEHTİDLER "

" ERMENİ SOYKIRIM İDDALARINI RET VE ULUSAL BAĞIMSIZLIK MİTİNGLERİ "
   ''ALÇAKLARI KIRPIP KIRPIP AYDIN YAPMIŞLAR''
      Hoca Nasreddin’in fıkrasından ayın kırpılarak yıldız yapıldığını öğrenmiştik ama günün birinde alçaklardan aydın olabileceğini hiç düşünmemiştik.
Bir uğursuz, bir şom ağızlı terzi rastgele kesmiş ve alçaklardan güya aydın çıkarmış.
Halbuki adı üstünde alçak, çukur, ışıktan nasiplenemeyen ve aydınlığa kavuşamayan demektir.
Bir grup aydın Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatmışmış.
Kampanyayı başlatan isimlere yaklaşıyor bir de fark ediyorsunuz ki alçakların önde gidenleri.
Bir kere alçaklara aydın demek hem aydınlığa hakarettir hem de ülkenin gerçek aydınlarına hakarettir.
Kendi etnik kökeni ne olursa olsun, içinde yaşadığı topluma, ekmeğini yediği devlete ihanet edenlere dünyanın hiçbir yerinde aydın demezler, hain derler, işbirlikçi derler, çanak yalayıcı derler…
Küresel tefecilerin, haçlı emperyalizmin dört koldan saldırıya geçtiği, Türk’ün kurtuluş savaşında yediği tokadın intikamını almak için yeniden “haçlı seferi” ilan ettiği bir dönemde onların ekmeğine yağ sürecek, işlerini kolaylaştıracak davranışlarda bulunanlara, kale kapsını içerden açanlara tarihin her devrinde olduğu gibi bugün de sadece hain ve iş birlikçi denir.
Hain ve iş birlikçilerin matematiksel değerleri de rakamın solundaki sıfırlarla eş değerdedir.
Meselenin fikir özgürlüğü ile, demokratik tartışma ortamı ile falan bir alakası yoktur. Kimse kimseyi kandırmasın.
Onurlu–şerefli bir torun, dedesinin arkasından, salam–sümük küfredilmesi,heybe heybe iftira atılması karşısında; “bu bir demokratik tartışma ortamıdır” deyip susmaz,susamaz.
Dedesinin hatırasına sahip çıkamayan, dedesinin tertemiz izzet ve şerefinin lekelenme gayretleri karşısında suskun kalan torun, kendi torunlarının geleceğini de karartan sefil bir adam durumundadır.
Dedesine iftira atanlara “buyurun meydan sizindir” diyenler, gelecekte de bütün meydanları iftiracıların hizmetine sunacaklar demektir.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
“Hepimiz Ermeniyiz” diyerek kitleleri sokağa dökenlerin gazetelerindeki baş yazarlar–boş yazarlar bugün bu alçakça kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar.
Sizce bu bir tesadüf müdür?
Herkes aklını başına almalı ve net tavrını ortaya koymalıdır.
Paspas gazetelerine aboneliğini sürdüren hacım da artık ya dedesinden ya da alçaklardan yana tavrını belirlemelidir.
Bir adam, bir kurum, bir basın–yayın grubu hem haçlılara, Soroslara hem de vatana–millete hizmet edemez, birine hizmet ediyorsa diğerine ihanet ediyor demektir.
Alçakları kırpmış kırpmış yıldız yapmışlar.
Yerseniz.... Aziz Karaca...
TUNALIM....

21/11/2008

LİDER DEDİĞİN BÖYLE OLMALI..

"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz." M.Kemal Atatürk...
Tarihimizden bir örnek ;
BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş
Malum, Samsun’un şirin bir ilçesi olan Havza, Milli Mücadelede çok önemli bir yere sahiptir. Mücadelenin kararları burada alınmış ardından da adım adım uygulanmıştır.
İşte bu ilçede Atatürk bir Rus heyeti ile görüşmüştür. Daha mücadelenin ilk adımlarında, herhangi bir devlet iradesi de olmamasına rağmen Atatürk’ün Rus heyetine karşı ortaya koyduğu milli duruş gerçekten takdire şayandır.
Rus heyetinin başında bulunan Albay Budenni Mustafa Kemal’e teklifi şuydu:
“Generalim, bütün ihtiyacınızı tamamlamaya Rusya’nın hazır olduğunu size bildirmek görevini üzerime almış bulunmaktayım. Size top, tüfek, cephane, para verelim. Muktedir subaylar gönderelim. Yalnız bir şartımız var.”
Atatürk ne olduğunu sordu. Budenni de şartları şöyle sıraladı.
”Sovyetler Birliği’ne katılınız. Siz de federal cumhuriyetlerden biri olunuz, bu suretle kuzeyden güneye kadar, Murmansk’dan Süveyş’e kadar kapitalist devletlere karşı cephe kurulmuş olacaktır.”
Bu yardım isteğine karşılık Atatürk şu cevabı verdi: “Değerli subaylarımızın Sovyet yurdunda önemli görevleri vardır. Biz Türkler kendi yağımızla kavrulmayı tercih ederiz. Sovyetler topluluğunda bir Cumhuriyet olmaya gelince, Biz Türklerin milliyet anlayışına aykırıdır. Siz, gelin müşterek düşmana bizi eşit bir savaşçı olarak kabul edin. Bize bu kadarı yeter. Türkler batı emperyalistlerine karşı bir ölüm dirim savaşına girmişlerdir. Bu savaşı muhakkak kazanacaktır. Türkiye’de yapılacak olan devrimleri, Türkler kendileri yapmak kararındadırlar. Kızıl Ordunun yardımını hoş karşılayamazlar. Türk milleti mağrur ve hassastır. Her türlü mücadele gücünü kendi damarlarındaki kanda bulmaktadır.”
Böylece Atatürk Kızıl Ordunun Anadolu’ya girmesini önledi.

Günümüzden bir örnek
Prof. Dr. Haydar Baş, doktora ve ardından da profesörlük eserlerini ortaya koyduktan sonra, İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nden konferans vermesi için davet edilir.
Prof. Dr. Baş, konuşmasını Türkçe olarak sunmaya hazırlanırken, Sayın Baş’la beraber konferansa gelen tercüman, konuşmayı İngilizceye tercüme etmek için izin ister. Prof. Dr. Baş buna olumsuz yanıt verdikten sonra şunları söyler:
“Bizim fikirlerimizden istifade etmek için onlar bizi buraya davet etti. Eğer gerçekten bunu istiyorlarsa, onlar Türkçe bilen bir tercüman getirsinler”
Ardından da şu tarihi tespiti yapar:
“Bir lider, dilini, dinini, kültürünü, medeniyetini, parasını ihraç edebilendir” Murat Çabas--TUNALIM...
__Türkiye Yol Haritasi_______________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

22/7/2008

BTP LİDERİ:TÜRKİYE'Yİ DÜZLÜĞE ÇIKARMAYA HAZIRIM...


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Millet hodri meydan desin, ben bugün Türkiye’yi kainat devleti yapmaya hazırım. O kadar sürünmeye gerek yok” şeklinde konuştu.

 
Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kendisinin başkasının düşüncelerini alarak konuşan bir ilim adamı ve siyasetçi olmadığının altını çizerek, “Ben kendi örfümden, adetimden, medeniyetimden ve hatta inancımdan yola çıkarak bir medeniyetin Türk medeniyeti olduğunu iddia ediyorum. Ve en üstün medeniyet budur diyorum” dedi.

Millet istesin, yeter
Türk milletinin ‘hodri meydan’ demesi halinde kendisinin dünyanın kabul edip uyguladığı Milli Ekonomi Modeli ve ‘Milli Devlet, Sosyal Devlet’ tezleri ve programlarıyla hazır olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “O kadar sürünmeye gerek yok. Ama milletim istemedi, vallahi, Allah Cenneti de yarattı, Cehennemi de yarattı. İsteyen paşa gönlüyle oraya da gider, isteyen oraya gider. Bize düşen apaçık onun hakikatlerini tebliğdir. O neyse bu da budur. Ama yine aziz milletime, lütfen ayıkalım, bu işe sarılalım ve bu işleri bitirelim artık, bu çileden, bu badireden kurtulalım diyorum.”

Artık kendimizi korumanın zamanı geldi
Prof. Dr. Haydar Baş, şu mesajları verdi: “Bir dönem geldi filancıyı koruyalım, onun için seferber olduk. Bir dönem geldi şunu koruyalım, onun için seferber olduk. Şimdi önümüze bu geldi... Yahu bırakın bunları. Bunlar korunmaya ihtiyacı olan adamlar değil. Bunları koruyanlar koruyor. Seni mi temsil ettiği için korumaya çalışıyorlar? Bu sefer de ailemizi, çevremizi, milletimizi, devletimizi, ordumuzu, adaletimizi koruyalım. Bu sefer bunu yapalım. Yapmayalım mı?
Bunu yapalım bakın dünya nasıl cennete dönüyor. Ben ne derdim, ‘Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olduğu gün güneş farklı doğacak’. Yeminle konuşuyorum böyle olacak. Hiç kimse kuşku duymasın.”

TUNALIM...

10/7/2008

SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ BTP DE...



BTP, tüm partilerden farklı, küresel oyunlara son...
 
  SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ BİZDE 
 

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Eskişehir’de vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmada “Tüm sorunların çözümü bizde. Çok değil 2 senede bu ülkeyi düzeltirim” şeklinde konuştu.

Yurt turu kapsamında Eskişehir’e giden Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, şehrin ilçe ve köylerini ziyaret etti, tarım kesimiyle bir araya geldi.
Bozan beldesini ziyaret edip, burada parti binasının açılışını yapan BTP Genel Başkanı, kasaba meydanında kendisine büyük ilgi gösteren vatandaşlara hitap ederek, “Siz tabii bir bardak su istiyorsunuz, ben sizin önünüze okyanusu koyuyorum. Onun için bir anda şaşırdınız” dedi.

Partisinin tarım başta olmak üzere tüm dünyaya deklere ettik dediği ekonomik görüşlerini vatandaşlara anlatan BTP Genel Başkanı, “Tüm sorunların çözümü bizde” dedi, bunu hayata geçirecek kaynaklara vurgu yaptı. Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “3 katrilyon dolarlık Türkiye’nin yer altı kaynağı var. Değil Türkiye’yi bütün dünyayı on yıl, yüz yıl, bin yıl oturduğu yerde bakar. Amma bizim siyasilerimiz gibi gaflette olan insanların ülkesinde herkes aç, susuz gezer.”

Alpu’yu ziyaret

Gelişinde olduğu gibi yine belde halkının yoğun ilgisi altında Bozan’dan ayrılan Prof. Baş, Eskişehir’e dönüşünde Alpu ilçesinden geçerken Belediye başkanı Mustafa Gökçe’yi makamında ziyaret etti.

İlçe hakkında BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş’a kısa bir brifing veren Başkan Gökçe, çoğunluğu tarımla geçinen halkın içinde bulunduğu darboğazı birinci ağızdan dile getirerek,
“Halkımız ciddi altında sıkıntılı durumda. Halkımızın kapısında icralar var. Hal böyle olunca da, bizlere çok iş düşüyor. Makamıma gelen insanlar dertlerini anlatınca, gözlerim doluyor” dedi.

2 senede ülkeyi düzeltirim

Başkan Mustafa Gökçe’den ilçe ve vatandaşların sıkıntıları hakkında bilgi alan BTP Genel Başkanı, “Bizim ortaya attığımız tezde yer alan projeler Rusya başta olmak üzere bir çok ülke tarafından uygulamaya geçirildi” dedi ve “Sorunların çözümü için diğer partileri bir kenara bırakıp bir ve beraber olalım” dedi. Haydar Baş, şunları söyledi: “Şimdi tüm dünya bizden istifade ederken, revamıdır ki benim insanım benden uzaklaşsın. Takım tutar zihniyetiyle particilik yapalım, bu görüşler halkın hizmetinden mahrum olsun. Bunu biz iktidara taşımamız lazım. Çok değil 2 senede bu ülkeyi düzeltirim.”
Bu sırada halimiz perişan diye söze giren bir çiftçi ile BTP lideri arasında ilginç bir diyalog yaşandı.

‘Beni dinlemediniz’

Alpulu çiftçi şunları söyledi: “Mazota her gün zam. Bir üretici ürettiğinin karşılığını hiçbir zaman alamıyor. Bulamadığı halde hazırdan yiyor. Şimdi hazır da bitti. Ne yapacağımızı şaşırdık.”

Prof. Baş, kendisine dert yanan çiftçiye partisinin tarım projelerini anlatarak, şöyle cevap verdi: “Dediğin çok doğru. Ama ben dedim size, beni dinlemediniz. Ben size dedim ki, sizin yakıtınızın belli kesimini devlet sübvanse edecek, bedava verecek. İki, seni sigortalı yapacak. Bir tek kuruş senden ücret almayacak. Üç, yetiştiğin ürünü para almadan sigorta edecek, 6 ay evvelinden mamülünün yüzde 50’sini avans olarak sana ödeyecek. Fiyatını ben değil, devlet değil, ilgili kooperatifle sen tayin edeceksin. Beni sevmediniz, istemediniz, gittiniz oraya, şimdi cezanızı çekiyorsunuz.”

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Alpu’dan Belediye Başkanı Mustafa Gökçe ve vatandaşlar tarafından uğurlandı.

      TUNALIM....

28/6/2008

TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İÇİN BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, http://www.btp.org.tr/

her bakımdan tıkanmış olan Türkiye’de “alternatif yok” yaygarasının çözümün gerçek adresini örtmek için bir saptırmaca olduğunu belirterek,
“Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor!” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,
tüm dünyanın krizle çalkalandığı bir dönemde gündeme getirdiği Milli Ekonomi Modeli’ne,
“Ekonominin ve Sosyal Devlet’in kitabını yazdım ve dedim ki; ey dünya, ilim dünyası alın,
bunu okuyun, yanlışım varsa yüzüme çarpın…
Veya ne gerekiyorsa onu yapın.

Ama yanlış yoksa, bunu delikanlı gibi de söyleyin.
Dünya, eser ve projelerimi didik didik etti, irdeledi ve sonunda kararını verdi; bu model, değil Türkiye’yi, dünyayı kurtarır.

Bilim adamları, Milli Ekonomi Modeli’ni baştacı yaptı. İşte çözüm bu...
Ne yapalım Türkiye’nin batmaktan ve çöküşten başka alternatifi yok diyenlere tekrar hatırlatıyorum; Türkiye’nin alternatifi var, o da BTP’dir.
Dünyayı da ayağa kaldıracak modelimiz var; o da Milli Ekonomi Modeli’dir. Dünya bunu konuşuyor, bilim adamları bunu söylüyor” sözleriyle dikkat çekti.

Dünya tıkandı, mevcut sistemler çöktü diyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Hem Türk ekonomisini düze çıkartacak, hem de dünya ekonomisine yön verecek tek çözüm milli ekonomi modelidir” dedi.

Kapitalizm arapsaçı

Prof. Dr. Baş dünyanın dört bir yanından uluslararası Milli Ekonomi Modeli kongrelerine katılan bilim adamlarının tezle ilgili değerlendirmelerini hatırlattı.
BTP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Ne dediler biliyor musunuz? Rus bilim adamı Lisichkin diyor ki, ‘biz böyle bir sistemin bizden çıkacağını bekliyorduk. Böyle bir tezin bize ait olacağını bekliyorduk.
Maalesef bu sizlerden çıktı.

Biz buna da razıyız’. Başka ne diyorlar? ‘Bu eser bir dâhinin eseridir…’
Avrupalısı bunu söylüyor. Amerikan profesörü bunu diyor.”

Ekonomik çıkmaza giren dünyada mevcut kapitalist ve komünist sistemin artık çöktüğünü belirten BTP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Dünyayı kıvrandıran bu liberal–kapitalist ekonomi anlayışı…
Bunların hepsi hikâye… Bunlar sistem değil ki; arapsaçı. Kimsenin bir şey anladığı yok.
Oturdum, ben bunu tek tek neresi doğru, neresi yanlış tespit ettim.

Ben böyle bir tez yazdım.
Yahu iki tane harfi yanyana getiremeyen adamları siz bu ülkede başbakan yaptınız.
Dünyaya diz çöktüren adama sırtınızı döndünüz; sanki ondan intikam aldınız.

O zaman da olan milletimize oldu, devletimize oldu. Yazıklar olsun deme hakkına sahip değil miyim?”

Alternatif BTP
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş,

Türkiye’de alternatif yok şeklinde dile getirilen görüşlere de tepki gösterdi.

Prof. Dr. Baş şunları söyledi: “Türkiye’nin önü tıkalıymış, alternatifi yokmuş, bilmem ne?! Safsataya bak… Çözümün gerçek adresini örtmek için uydurulmuş safsata.
Bunları uyduranları ben talebe yapmam.
Vallahi talebe yapmam. Kimdir onlar?

Bir yandan ülkeni, insanını, devletini, askerini ve milletini Amerika’ya, Avrupa’ya peşkeş çekeceksin, beslediğin medya senin namına boyuna propagandanı yapacak, sen de adamım diye, delikanlıyım diye gezeceksin…
Buna kargalar bile güler.”

Milletin ve devletin sıkıntılarına son vermenin yine milletin elinde ve azminde olduğunun altını çizen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türkiye, kabul etsek de etmesek de, bir noktaya geldi.
Açılım istiyor. Bu açılım, Bağımsız Türkiye Partisi’nin dışındaki bir hareketle mümkün değil…
Türkiye’nin tek alternatifi var; o da BTP’dir, Milli Ekonomi Modeli’dir, Sosyal Devlet projelerimizdir.

Gelin elele verelim. Milletin ve devletin bu sıkıntısına son verelim bu sizin elinizde, milletimizin elinde ve azminde. Gelin elele verelim, devlet ve milletimizin nasıl şahlandığını hep beraber görelim. Gelin el ele verelim, bakınız Türkiye nasıl kurtuluyor” dedi.

www.milliekonomimodeli.com


TUNALIM...

12/3/2008

TÜRKİYE BU DURUMA NASIL GELDİ?..

   Buraya nasıl geldiğimizi kısaca açıklamak istiyorum. Bildiğimiz gibi Atatürk Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra İzmir Milli İktisat Kongresini toplamış ve orada bir konuşma yaparak, “Ekonomik bağımsızlığı olmayan bir ülkenin siyasal bağımszlığının da  olamayacağı”nı söylemiştir. Önce 1923-1930 yılları arasında liberal ekonomi politikası uygulanmış fakat üretim düşmüş, ihracat ve ithalat büyük ölçüde azalmıştır. Bunun üzerine devlet ekonomiye girip her şeyi yapmaya başladı ve 1933-1937 yılları arasında sanayinin çeşitli alanlarında 11 KİT açıldı(Dikbaş, 2005). Hatta 1925 yılında Kayseri’de bir uçak fabrikası da kuruldu(Aydoğan, 2006) T.C., bu dönemde % 9 kalkınma hızını yakalamış, denk bütçe yapılarak dış ticaret açığı ortadan kaldırılmıştır(Boratav, 2006).

Bana göre Türkiye Cumhuriyeti  1938 yılından itibaren yavaş yavaş tasfiye edilmeye başlanmıştır.  Şöyle ki, 1938’de Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, Atatürk’ün resimlerini paralardan, devlet dairelerinden kaldırarak onun yerine milli şef sıfatıyla kendi resimlerini koydurmuştur. Atatürk bağımsız bir politika takip etmesine rağmen 1939 yılında Türkiye, İngiltere ve Fransa ile üçlü ittifak anlaşması yaparak Batı’ya bağlanmış 24 Ekim 1945 kurulan BM ‘e üye olmuştur. Türkiye, 1945 yılında ABD’nin isteği üzerine çok partili hayata geçmiş ve sayısını bilemediğimiz çok sayıda ikili anlaşmayı ABD ile yapmıştır(Aydoğan, 2006). Ayrıca 100 milyar dolar dış ticaret fazlası varken 1947 yılında IMF ve Dünya Bankasına üye olmuştur(Boratav, 2006). Böylece Atatürk döneminde kazanılan ekonomik bağımsızlık kaybedilmeye başlamıştır.

1939’daki genel seçimlerde İnönü, Atatürk’ün  arkadaşlarının listelere almazken Atatürk’e karşı olanların tamamını milletvekili yapmıştır(Aydoğan,2006).Ayrıca başta Mareşal Çakmak olmak üzere Atatürk’ün  subaylarını emekli etmiştir(Türköne, 2003).

1942’de her türlü dini yayını yasaklanırken(Tanyu, 50-60),  1949’da Ankara’da bir İlahiyat Fakültesi ile İmam-Hatip Okulları  açılmıştır(Lewis, 1984). Ülkeyi yönetenlerdeki bu tavır değişikliğinde, Türkiye’nin çok partili hayata geçişi ile  A.B.D’nin Yeşil Kuşak Projesinin  rolü olsa gerektir.  Bir de M.E.B.’da 4’ü ABD’li, 4’ü Türklerden oluşan  8 kişilik bir komisyon kurulmuş ve bu komisyondaki ABD elçisinin oyu hep 2 sayıldığından bütün kararları ABD’li üyeler vererek Türk eğitimini yönlendirmişlerdir(Sinanoğlu, 2002).İnönü savaşlarının komutanı ve Lozan’da Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar savunan ve 1937’e kadar Atatürk’ün Başbakanlığını yapan ve fakat onun ölümünden sonra da T.C.’nin  Cumhurbaşkanı olan  İnönü’nün 1938′den sonra  yaptıklarını anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.

1950’de DP iktidar olunca İnönü döneminde başlayan siyasal bağımlılığı, bir tehdit durumunda ve çağrı üzerine ABD’ye Türkiye’ye müdahale etme yetkisi verilmesine kadar götürmüştür. Yine Orduda tasfiyelere girişerek Atatürk’ün arkadaşlarını emekliye sevketmiştir. Bu dönemde Türkiye NATO’ya 1952’de, OECD’ye 1960’da üye olmuştur. Ayrıca Fas, Tunus ve Cezayir’in bağımsızlık savaşlarında Türkiye Batı’nın yanında yer almıştır(Aydoğan, 2006).

24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları ile T.C., tarım, ticaret ve sanayide milli hedeflerden vaz geçiyordu. Ayrıca bu kararlarla TL’nin değer yitirmesi, ithalatın serbestleştirilmesi, KİT.lerin özelleştirileceği ve tarıma desteğin kaldırılacağı açıklanıyordu. Programın ön uygulaması hemen kendisini göstermiş ve 1980 başında 47 lira olan 1 ABD doları yıl sonunda 90 liraya çıkmıştır(Aydoğan, 2006). Bu kararların alınmasında daha önce 7 büyük projeyi gerçekleştiren Başbakan Demirel ile DPT Müsteşarı Özal’ın rolleri vardır.

Yine 28 Şubat 1997  Sivil Darbesini kendi çıkarı için sonuna kadar  kullanan Küresel Sermaye, Türkiye’nin ekonomik olarak içini boşaltmış, 2000 ve 2001 ekonomik krizleri sonunda AKP’nin Türkiye’nin başına gelmesine yol açmıştır. Ayrıca tarih tekerrür etmiş ve T.C., Osmanlı’nın 1878’lerdeki toprak satışlarına geri dönmüştür. Nitekim Türkiye’de 178 milyon 702 metre kare alanı kapsayan 56 bin 953 taşınmaz, başta Batı ülkeleri ve İsrail vatandaşları olmak üzere 61 bin 803 kişiye satılmıştır. Sonuçta  Türkiye 2 Vatikan büyüklüğünde toprak kaybetmiştir(Filizfidanoğlu, 11.9.2006).  

1980’lerden sonra Türkiye’de uygulanan faiz, döviz ve borsaya dayalı kumarhane ekonomisinin ülkeyi getirdiği durum şöyle özetlenebilir: Türkiye dış ticaret açığında(ABD, İngiltere, İspanya)dördüncü sırada, faiz oranlarında 42 ülke içinde 1.sırada, enflasyonda(Arjantin, Mısır ve Venezüella) dünya dördüncüsü, İşsizlikte %  19’la dünya birincisi, büyümede zengin sanayi ülkelerine göre yüksek görünüyorsa da yükselen pazar ekonomilerine göre Çin, Hindistan, Arjantin, Venezüella, Rusya’nın ardından % 5’le  6. sırada yer alıyor(Temizel, 18.5. 2007).

Bütün bunlara rağmen Sayın başbakan ekonominin iyiye gittiğini söyleyebilmektedir. Oysa rakamlar bunu doğrulamamaktadır. Örneğin 2002 yılında  iç ve dış borç toplamı 218 milyar dolar iken 2007 yılında 436 milyar dolara ulaşmıştır(Coşkun, 11.1.2008). Böylece AKP Hükümeti yaklaşık 5 yıllık iktidar döneminde T.C.’ni yaklaşık 80 yıllık toplam borcu kadar borçlandırmıştır. Ayrıca  2000’li yıllarda Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektörünün ihracatımız içindeki payı % 25 iken bugün % 15’lere düşmüştür(Benli, 31.12.2007).

Yine 2003 yılında ihracat 47.253 milyar dolar, ithalat 69.340 milyar dolar olup açık 22.087 milyar dolar iken 2007 yılında ihracat 107.153 milyar dolar, ithalat 169.985 milyar dolar olup açık 62.832 milyar dolardır(Öztin,29.2.2008:12).Böylece 2003’ten bu yana dış ticaret açığı tam 3/2 artmıştır. Ayrıca 2001 yılında 100 dolarlık ihracat için 95 dolarlık hammadde ithal edilirken 2007 yılında 100 dolarlık ihracat için 115 dolarlık ithalat yapılmak zorunda kalınmıştır(Öztin,29.2.2008:12).Acaba dünya ticaret tarihinde, kar yerine zararına ticaret yapan bizden  başka bir ülke görülmüş müdür?

Özal döneminde”Vatana İhanet Kanunu”nun kaldırılması ile başlayan ve daha sonraki iktidarlar tarafından çıkarılan Gümrük Birliği, AB’ye uyum yasaları, özelleştirmeler ve toprak satışları ile Türkiye Cmuhuriyeti’nin tasfiyesi nerede ise bitirilmek üzeredir. Herhalde geriye sadece sözde Sivil Anayasa ile  Türkiye’yi eyaletlere bölecek yasanın çıkarılması kalmıştır. Bu sözde sivil anayasanın Türkiye’den önce A.B.D.de, birisi Türkiye’den bir dini cemaata ait olmak üzere üç vakıf tarafından tartışılmaktadır. Bu bile ülkedeki işlerin nasıl yürüdüğünün bir kanıtı olsa gerektir.

 Bütün bunlara rağmen ümitler korunarak ülkenin aydınları ve milli kurumları, Türkiye’nin geleceğini nasıl kuracaklarını planlamak zorundadırlar.. Emperyalizm, Türkiye’yi yok etmekte olduğunu düşünerek sevinmesin, bir çıkış yolu mutlaka bulunacaktır.  Yazımı “Türklerin Faziletleri” adlı bir kitap yazan Arap tarihcihi el-Cahiz’ın  şu sözleri ile bitiyorum: “Bir Türk’ü elini kolunu bağlayarak bir kuyuya atsanız, o oradan  çıkmanın yolunu mutlaka bulur”

                                                              Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu

TUNALIM...



_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

5/3/2008

KAPİTALİZM DE BATIYOR !..WASHİNGTON POST:''ABD YIKILACAK''

 

 “KAPİTALİZM BATIYOR” ABD batıyor. Amerikan ekonomisi nalları dikti, dikiyor.

Tek başına batmıyor ABD.
Ne kadar “stratejik ortakçısı” varsa, hep beraber batıyorlar, hep beraber batacaklar. Zannediyor musunuz ki, stratejik ortağı AKP’nin yönetimindeki Türkiye rahat olacak? Aldanmayın. ABD ile AKP de batacak, AKP yönetimindeki, Türkiye de… Tabi diğer stratejik ortaklar da bu batıştan nasibini alacak; bileşik kaplar gibi bunlar.

Türkiye, AKP’den kurtulmadığı müddetçe, çöken ABD ile çökmeye ve batmaya mahkumdur. Sosyalizmden sonra liberal kapitalizm de iflas etti; dünya bunu görüyor. ABD, bugüne kadar çoktan batmış olması lazımdı; lakin stratejik ortakları onu ayakta tuttu. Hazinelerine “rezerv” diye karşılıksız Amerikan dolarlarını dolduranlar tutmak zorunda kaldı. Onların üzerine doğru yıkılıyor çünkü ABD ekonomisi…

Hazinesinde 400 milyar, 500 milyar, 650 milyar dolar hatta daha da fazla karşılıksız Amerikan dolarını “rezerv” diye tutan ülkelerini ahvalini düşünün; ABD ekonomisi çökerken, onlarla beraber çöküyor… Onlar çöküşü ve yıkılışı, ötelemeye ve ertelemeye çalıştılar kendi paçalarını kurtarmak için. Ama nafile…

ABD ekonomisi çöküyor. Kapitalizm çöküyor. ABD, “liberal” kapitalizm rayı’ndan çıktı; ABD öyle göçüyor ki, ne Keynes kaldı ortalıkta, ne Fredman…

Dünya bir taraftan bu çöküşe şahit olurken, o taraftan doğudan yükselen güneşe tutuldu… Dünya bilim adamları ve ekonomistler, Mili Ekonomi Modeli’ni konuşuyor, baş tacı yapıyor. Kapitalizm ve sosyalizmden kaçan devletler, Milli Ekonomi Modeli’ne sığınıyorlar. Çağ, artık Milli Ekonomi Modeli çağı… Darısı, bizim aymazların başına… Darısı, güya Müslüman, Türkçü, Milliyetçi veya Atatürkçü kılığına bürünerek Türkiye’yi çöken Amerika’nın kapı kulu ve IMF’nin dilencisi yapanların başına!

Hafızalarınız tazeleyin, hatırlayıverin; Prof. Dr. Haydar Baş bey, bundan 8-9 sene önce, ABD’nin yakın zamanda çökeceğini ve AB’nin dağılacağını bilimsel gerekçelere ve ekonomi verilerine dayanarak ortaya koydu. İşte şimdi olan oldu, olacak olan oluyor.

ABD, çırpındıkça batacak, battıkça çırpınacak. Battıkça hırçınlaşacak… Çünkü ABD’nin içine korku düştü, kurt düştü; çatırdıyor. Mezarlığın ortasından geçen korkak adam misali, korkusunu bastırmak için ıslık çalmayı artıracak. Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) yüklenecek… İsrail, rahat durmuyor çünkü.

Öte yandan Evangelist Bush ile İsrail arasında, BOP kardeşliği var; bu kardeşlik inanç ve ideal kardeşliğidir. Prof. Dr. J. Nisbitt’in ifadesiyle W. Bush, BOP işini, inancı uğruna uygulamaya koydu, Haçlı seferini ve işgallerini bu inanç ekseninde gerçekleştiriyor.

Bush tamam da, bizimkilere ne oluyor demeyin; onlar da medeniyetleri cemettiler, hepsi cem oldular, aynı “BOP”un stratejik ortaklarıdırlar. AKP böyle de; CHP, MHP farklı mı?! Hiçbiri farklı değil… AKP de, CHP de, MHP de aynı değirmene su taşıyorlar; aynı BOP’ta hizmet vermek ve ortakçılık yapmak için can atıyorlar, pazarlıklar yaptılar, yapıyorlar.

CHP’nin Amerika ile olan “at pazarlığı”nı 2003 Eylül’ünde Sedat Ergin ve Yalçın Doğan deşifre ettiler; MHP, DSP ve ANAP’ın Irak’ın işgali karşılığında ABD ile at pazarlığını ANASOL’M hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel itiraf etti.

Doğan ve Ergin’in kaydettiklerine göre, CHP lideri Deniz Baykal, Kemal Derviş’i aracılığıyla Irak işgali ve tezkere katkısı üstüne at pazarlığına soyunuyor… ABD, 6 milyar dolar mı verir, yoksa 10 milyar dolara çıkar mı, araştırması yaptırıyor. Hesap tutturamıyor. Şimdi Moon seanslarından geçen bu Baykal, hangi akıl ve projeyle Türkiye’ye batmaktan kurtaracak!

Benzer at pazarlığını MHP ve DSP yapıyor. Onlar da sınır ötesine 50 km. girme karşılığında, ABD’nin BOP projesine ve Irak’a müdahaleye kafa sallıyorlar… Ama Bush yönetimi, bu takati kesilmiş ANASOL’M hükümetinde yağ çıkmayacağını anlayınca, Ankara’dakileri kale almıyor, mutabakatı bozuyor. Derviş çomağıyla koalisyon dağılıyor… Ardından ABD’nin İslamcı cilalı stratejik ortağı AKP, hükümete getiriliyor… Bölgede olan oluyor; BOP işgalleri alıp başını gidiyor.

Şimdi bu MHP, bu DSP mi Türkiye’yi BOP’tan kurtaracak, batmaktan kurtaracak? Hangi akıl ile, hangi proje ile, hangi yürek ile??!

Türkiye’nin tek kurtuluş yolu var; BTP.. Bu gerçeği anladık, anladık. Yok, hala anlamadı isek; o zaman, er veya geç, kafamızı taşlara vura vura, ABD ve IMF ile bata bata, AB ile bölüne bölüne anlayacağız… Tabii, Türkiye ve Türk milleti kalırsa ortada!

Sözlerimi cumhuriyetimizin kurucusu M.Kemal Atatürk’ün veciz sözleriyle bitirmek istiyorum.

“Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne, düşman olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan bir millet için yaşama hakkı yoktur.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.

Saygılarımla….

WASHİNGTON POST:''ABD YIKILACAK''

 


ABDnin etkili gazetelerinden Washington Postta yayımlanan bir makalede, derin bir finansal krizin yaşandığı ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin karamsar değerlendirmelere yer verildi.

Son olarak ‘Amerikan Kapitalizminin Küresel Krizi’ adlı bir kitap da yayımlayan Kevin Phillips’in kaleme aldığı makalede, FED’in eski başkanı Alan Greenspan’in mortgage paniğinin ilk olarak ortaya çıktığı dönemde, yaşanan çalkantının 1998’de Rusya’daki borç krizini ya da ABD borsalarında 1987’de yaşanan kısa süreli çöküşü andırdığını belirterek, endişeli halkı yatıştırmaya çalıştığı hatırlatıldı. Ancak arka planda daha geniş siyasi ve ekonomik bir depremin seslerinin duyulabildiğini belirten Phillips, aradan geçen 9 ayın ardından Greenspan’in ‘teskin edici benzetmelerinin’ artık yutulacak hali kalmadığını kaydetti.

ABD ekonomisinin, zayıf doların yanında eşi görülmemiş bir borç düzeyi, aşırı yükselen emtia fiyatları ve emlak fiyatlarındaki ciddi düşüşle yüzyüze kaldığını belirten yazar, bazı ekonomistlerin, dünyanın, 1930’lardan bu yana görülen en büyük finansal krizle karşı karşıya kalabileceği görüşünde olduğuna dikkat çekti.

AMERİKALILAR TARİHE KAYITSIZ
Mevcut koşulların, borsanın yüzde 80 düştüğü, işsizliğin yüzde 25’lere ulaştığı Büyük Buhran dönemiyle kıyaslanmasının isabetli olmayacağını vurgulayan Phillips, bununla beraber Amerikalıların, ekonomide yaşanan huzursuzluğun başta Britanya olmak üzere geçmişte önde gelen dünya ekonomilerini başaşağı eden küresel çalkantılarla aynı belirtileri taşıdığı konusunda kaygılı olmaları gerektiğini savundu.

Halihazırda Amerikalıların yüzde 80’inin ülkenin yanlış yolda olduğunu düşündüğünü belirten yazar, ancak hepsi değilse bile çoğunun, hâlâ ABD’nin eşsiz ve Tanrı tarafından seçilmiş bir ülke olduğuna ve diğer milletlerin tarihinin kendileri için bir önem taşımadığına inandığını kaydetti. “Geçmişteki dünya ekonomileri için de durum buydu: Roma, İspanya, 17. yüzyılda, Amsterdam’ın New York olduğu dönemdeki Hollanda ve 19. yüzyılın İngilteresi” diyen yazar, bu ülkelerin kaderinin 1980’lerden beri ABD’nin yaşadığı süreci andırdığını kaydetti.

ÇÖKÜŞ BELİRTİLERİ AYNI
Bu ülkelerin zirveye çıkıp çöküşe geçmeleri sürecinin birçok ortak nokta içerdiğini belirten yazar, bunları, ‘doğru yolda olunmadığı hissi, hoşgörüsüz ya da misyoner din, askeri ya da emperyal tamahkarlık, ekonomik kutuplaşma, finansın sanayii yerinden edecek şekilde yükselmesi ve aşırı borç şeklinde sıraladı.

ABD BRİTANYA’NIN AKIBETİNE UĞRAYABİLİR
2008’de netameli bir on yıla daha işaret edebileceğimizi kaydeden yazar, bu döneminin risklerini 1997-2000 döneminde önce balona ardından çöküşe yol açan teknoloji çılgınlığı, 11 Eylül saldırıları, imparatorluk kibri ve Bush yönetiminin 2003’teki beceriksiz Irak işgali olarak sıraladı.

Bu gelişmeleri, OPEC’in petrol için belirlediği 22-28 dolar fiyat aralığını terketmesi sonucu beş yıl zarfında petrolün varil fiyatının 100 doları aşması, Irak savaşı nedeniyle ABD’nin küresel itibarının yerle bir olması, ABD’de konut sektöründe yaşanan çöküş ve 2002’den bu yana doların euro karşısında yüzde 50 değer kaybetmesinin izlediğini belirten Phillips, bu şartlarda yakın dönemde yaşanacak küresel bir krizin, ABD’nin 1970 ila 2020 arasındaki yarım yüzyılını, İngiltere’nin 1950’den önceki yarım yüzyılına denk hae getirebileceği tahmininde bulundu. Yazara göre bu durum da ABD’nin onyıllardır süregelen hegemonyasının da sonunu getirecek.

BANKACILIK REFAHIN SONUCU
Eski süper güçlerin iflasıyla şimdiki Amerika arasındaki en ürkütücü benzerliğin, ABD’nin, sağlıksız bir şekilde, büyümenin motoru olarak finans sektörüne bağlı kalması olduğu tesbitinde bulunan yazar, 18. yüzyılda Hollanda’nın, gerileyen sanayi ve ticaretinin yerini yabancı ülkelere sağlayacağı borç finansmanının alabileceğini düşündüğünü ancak 1760-70 arasındaki bir dizi iflas ve çöküşün ülke ekonomisini büyük hasara uğrattığını kaydetti.

1900’lerin başında da İngiliz bir bakanın, Britanya’nın menkul değerler istifleyerek zenginleşemeyeceğini zira bankacılığın, refahın nedeni değil sonucu olduğunu söylediğini hatırlatan yazar, iki dünya savaşının ardından borç yükünün bakanı haklı çıkardığını, Britanya’nın küresel ekonomik liderliğinin de tarihe karıştığını kaydetti.

SANAYİ GERİLEDİ, FİNANSIN YILDIZI PARLADI
ABD’de finansal hizmetler sektörünün 1990’ların ortalarında gayrısafi hasılanın unsuru olarak üretimi geride bıraktığını belirten Phillips, piyasa heyecanının bu kaygı verici değişimi tartışmayı engellediğini savundu. Gayrısafi hasılada finansın yüzde 21’e yükselmesi, üretiminse yüzde 12’ye gerilemesi sürecinde, ‘gazinolara bırakılması gereken türden’ yatırım araçları yanında bir kredi cinnetinin yaşandığını kaydeden yazar, 1987-2007 arasında ABD’deki toplam borcun 11 trilyon dolardan 48 trilyon dolara çıktığına işaret etti.

Washington’un 80 ve 90’lı yıllar boyunca sınırsız likidite akışı ve destekle finans sektörünün büyümesini memnuniyetle izlediğini belirten Phillips, Greenspan, Hazine eski Bakanı Robert Rubin ve şimdiki Bakan Henry Paulson’un mazur görülemez biçimde sektörü düzenlemeyi reddettiğini ifade etti.

Bu isimlerin, 19. yüzyılda sanayinin tarımın yerini alması gibi finans sektörünün ekonomik evrimin yeni başat unsuru olacağını düşünmüş olabileceklerine dikkat çeken yazar, “Fakat kim ciddi olarak yeni ekonomik güçlerin –Çin, Hindistan, Brezilya- finansın başı çektiği gayrısafi hasılaya sahip olacaklarını düşünebilir?” sorusunu yöneltti.

Phillips, aşırı büyüyen finans sektörü sayesinde 2008’in Amerikasının dünyanın en borçlu ve en fazla cari açık veren ülkesi olduğunu, gerek petrol gerekse mamül ürünlerde büyük maliyetle lider ithalatçı haline geldiğini belirterek, “Eğer dünya yakın dönemde 1930’lardan bu yana görülen en büyük krizi yaşarsa bunun muhtemel etkileri hesap edilemez düzeyde olur. Britanya ve Hollanda’nın yaşadığı küresel ekonomi liderliğinin kaybedilmesi artık bizim ufkumuzda da belirmiş görünüyor” ifadesini kullandı.
 
8sutun

2/3/2008

PROF. DR. HAYDAR BAŞ’TAN GENÇLERE ÖĞÜTLER

 

 

Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1990’lı yıllarda kaleme aldığı “Makâlât” adlı eserinde gençlere yönelik mesajları hâlâ önemini korumaktadır. “Gençler!..” başlıklı öğüt mahiyetindeki hitabesinde, Prof. Dr. Haydar Baş sadece o döneme değil, gelecek zamanlardaki gençlerimize de seslenmektedir. Hayat ölçüleri mahiyetindeki bu tarihî hitabeyi takdirlerinize arz ediyorum efendim:

“Gençler!..

Gençlik büyük bir nimettir.
İyi bilin ki, genç kalmak; ancak ölümsüz bir inanca sahip olmak, mutlak hakikate teslim olmak ve hizmet etmekle mümkündür.

İman, ibadetle ispatlanır. Nasıl ki, bir dâvâda şâhit aranıyorsa inancınızın ispatında da sizden şâhit sorulur. Sizin şâhidiniz, ibadetlerinizdir. O halde; namazı huşû ile kılın, orucu tutun, muktedir iseniz hacca gidin ve zekatınızı verin. Haramları terk edin.


Dikkat edin, kulak verin; bugün insanlığın içinde bulunduğu asıl bunalım, ölümden sonra vuku bulacak dirilişe iman edip etmeme noktasındadır; insanlık dirilmekten şüphe ediyor. İyi bilin ki; bu, nefsin ve şeytanın vesvesesidir. Diriliş mutlaka gerçekleşecektir. Mülkün sahibi için bu hiç de zor değildir. Nasıl günü görüyor, geceyi görüyor, alemi seyrediyorsanız; işte, aynen onun gibi, hatta ondan daha da açık, öteki alemi göreceksiniz. İşte o zaman, yaptığınız her şeyden hesap vereceksiniz. Buradaki küçük hesaplar, o büyük hesaba hazırlıktır.

Hak, sizi bu âleme en mükemmel mimarlar olarak gönderdi. O halde malzemeyi iyi işleyin, iyi kullanın. Bu sebepten dolayı, kimsenin sizi eleştirmesine fırsat vermeyin. Sizin bir kolunuz dünyada, diğeri de öteki âlemdedir. Bakın, geçmişte ceddiniz maddeyi tasarrufla nice medeniyetler kurdu. Onlara varis olmalısınız.

İnancınız, mutlak hakikate ve onun esaslarına bağlanmakla kuvvet kazanır. Vatanınız mukaddes ve muazzezdir. Çünkü vatanınız, şühedanın kanı ile yoğrulmuş, evliyanın nefesi ile hayat bulmuş bir beldedir. O, sizin namusunuzdur. Ona bu mantıkla sahip çıkın. Namusunuza göz diken ırz düşmanları nasıl alçak birer hain iseler, vatanınıza karşı gizli hesaplar içinde olanlar da öyledir. Vatanınıza sahip çıkmak hem hakkınız, hem de vazifenizdir.

İnancınızı paylaşanlar, çeşitli meşrep ve mezheplerden olabilirler. Onlara gönlünüzü açın, onlarla kardeş olun. Bu, mukaddes inancınızın gereğidir. Sizin mezhep ve meşrebinizden değildir diye kardeşlerinize tavır almanız, hor bakmanız, onları hiçe saymanız yanlıştır. İyi bilin ki; taassup ve haset, yaptığınız güzel işleri yakan bir ateştir. Bu ateşe düşmeyin. Eğer hizmet, sizin mezhep ve meşrebinizden olmayan kardeşlerinize mukadderse, sizin onları çekememeniz mutlak kadere isyandı.
Haset, büyük bir hastalıktır. Kabil, bu hastalıktan dolayı kardeşi Habil’i öldürdü. Sonra, nice kavimlerde bu hastalıktan helak oldular.

Hem bilmez misiniz ki kaderin sizin üzerinde bir hesabı vardır. Onun hesabı zuhur ettiği zaman, “Bu nasıl olur?” demeyin; rıza gösterin.

Hakkınız olmayan hiçbir şeyi istemeyin. Hakkınız olan her şeye de sahip çıkın. Hakkınızı aramaz, ona sahip çıkmazsanız, hakkınıza karşı en büyük haksızlığı yapmış olursunuz.
Hiçbir canlıyı incitmeyin; muktedir iseniz her canlıya merhametle muamele edin. İnsanlara yardım elinizi uzatın. İyilikte herkesten öne geçin.

Kimseden kendinizi üstün görmeyin; yücelik tevazudadır. İyi bilin ki, tevazuda ne kadar ilerlerseniz o kadar yücelirsiniz. Fakat tevazuu Hak için yapın. Eğer nefsiniz için olursa o tevazu değil, riya olur; ölçüyü kaçırmayın. Ölçünüz Kitap ve Sünnet olsun. Bir de, bunlara dayanan İcmâ ve Kıyas.

Hz. Âdem’den olduğunuz muhakkaktır. Âdem ise topraktandır. O halde siz, toprak olarak kimseden üstün olamazsınız, yani kalp olarak. Ancak Hakk’tan korkar ve O’nu sayarsanız üstün olursunuz. Hak sizin kul olmanızı istiyor, kul! İyi bilin ki, kulluk en büyük makamdır.

Sizin her an kontrol ve murakabe eden mutlak kudreti unutmayın. O’nun hesabı adildir. Siz de adıl olmak istiyorsanız nefsinizi murakabe edin, muhasebe edin. Siz hesaba çekilemeden nefsini hesaba çekerseniz sonunuz hayr olur.

Gençler!
İyi bilin ki, inananlar kardeştir. Onları sevin. En güzel sermayeniz Hak için sevmenizdir. Sevmek Hak için olursa, bu, her türlü kötü sıfatlardan sizi arıtır, nefsinizi ıslah eder. Eğer sever ve sevilirseniz herkesi davanıza ram edersiniz. Davanıza râm edemeyeceğiniz kimse yoktur.

Gençler!
Geçmişte kavimlerin batmasına sebep olan hastalıklardan biri de nifaktır. Nifak, büyük bir hastalıktır. Bir millete nifak girerse adalet ortadan kalkar. Adaletin olmadığı yerde zulüm olur. Siz bu konuda çok dikkatli olun; nifaka vesile olmayın. İnsanları da bu konuda uyarın.

Hakk’a koşun, Hakk’la olun, haklı ile olun, haklı olun.
Hepiniz Hakk’a emanet olun”.
(Prof. Dr. Haydar Baş; Makâlât, Sayfa:299-301)

TUNALIM...