HOŞGELDİNİZ(WELCOME)
| |||
|
Yorum (0) Yorum yaz!
''Sahipsiz vatanın batması haktır,sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.''M.Akif Ersoy

| |||
|
Yorum (0) Yorum yaz!
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Millet hodri meydan desin, ben bugün Türkiye’yi kainat devleti yapmaya hazırım. O kadar sürünmeye gerek yok” şeklinde konuştu. Millet istesin, yeter Artık kendimizi korumanın zamanı geldi |
Yorum (0) Yorum yaz!
| ||
Mortgage krizi sonrasında büyük yara alan ABD’nin en büyük konut finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac için büyük bir kurtarma operasyonu başlatıldı. Üç seçenekli operasyon kapsamında FED ek sermayeye ihtiyaçları olması durumunda iki şirkete kredi desteğinde bulunabilecek. Hazine de gerekli olması durumunda tarihte ilk kez bu iki şirketten hisse satın alabilecek. ABD Merkez Bankası (FED) ve Hazine, mortgage krizi sonrasında büyük yara alan ABD’nin en büyük konut finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac için büyük bir kurtarma operasyonu başlattı. FED ek sermayeye ihtiyaçları olması durumunda iki şirkete kredi desteğinde bulunabileceğini açıklarken, Hazine Bakanı Henry Paulson da gerekli görülmesi durumunda daha önce hiç yapılmamış olmasına karşın bu iki şirketten hisse satın alabileceklerini ifade etti. 3 seçenekli operasyon Amerika’de ödenmemiş tüm konut kredilerinin yarısına denk düşen 5.3 trilyon dolarlık borcu elinde bulunduran Fannie Mae ve Freddie Mac adlı şirketler Amerika konut sisteminde kilit rol oynuyor. Hazine ve hükümet de Beyaz Saray’ın desteğiyle bu iki finans kuruluşunu kurtarmak için 3 seçenekli bir operasyona hazırlanıyor. Amerikan Hazine Bakanı Henry Paulson’ın açıklamalarına göre birden çok seçeneğin de aynı anda devreye girebileceği plan şu şekilde işleyecek: İlk seçenek olarak Hazine, Fannie Mae ve Freddie Mac’e açtığı 2.25 milyar dolarlık kredi sınırını üste çekecek. Hazine, limit artırımının yanısıra ihtiyaç halinde iki şirketten de hisse alabilmesi için geçici bir izne sahip olacak. Kongrenin onaylaması durumunda verilecek bu iznin süresi ise 18 ayı bulacak. Planın son seçeneğinde de FED acil finansmanını genişleterek Fannie Mea ve Freddie Mac’e indirimli kredi desteğinde bulunacak. FED ayrıca krizin aşılmasının ardından iki kuruluşun gelecekte uygulayacağı regulasyonların belirlenmesi konusunda da aktif olarak çalışacak. Bush’tan kongre talimatı Fennie ve Freddy Mac’in güçlenmesinin mali sistemde istikrarın ve güvenin sürmesi için çok önemli olduğunu ifade eden Henry Paulson "Özellikle konut sektöründe piyasa düzeltme çalışmalarımızın sürdüğü bu günlerde şirketlerin desteği büyük önem taşıyor" dedi. PaulsonBeyaz Saray’dan da destek gördü. Başkan George Bush, Paulson’a planın onaylanması için kongre ile çalışması talimatı verdi. Tasarı bu hafta onaylanır Henry Paulson’ın önerisinin kongre tarafından bu hafta görüşülüp onaylanması bekleniyor. Hazırlanmış bir yasa teklifinin içine entegre edilecek. Merrill Lynch: Zararları 72 milyar doları bulabilir MERRILL Lynch, Fannie Mae ve Freddie Mac’in toplam 72 milyar dolar zarara uğramalarının beklendiğini açıkladı. Fannie’nin mevcut portföyünde yaklaşık 43 milyar dolar, Freddie’nin ise 29 milyar dolar olmak üzere toplam 72 milyar dolar zarara uğramalarının beklendiğini belirten Merrill Lynch, iki şirketin gelecek birkaç yıl boyunca artan zararlar yazacağı tahmininde bulundu. Merrill Lynch tarafından yapılan açıklamada kredi zararlarının sermaye kaybına yol açabileceği belirtilen şirketlerin gelecek birkaç çeyrek döneminde yeterince sermayeye sahip göründükleri de ifade edildi. Kredi zararlarının hisselere baskı yapmayı sürdüreceği beklentisiyle fiyat hedefi düşürülürken endeks altında getiri notu korudu. Citigroup: Güven krizi var ama devletleştirme olmaz CITIGROUP, kurtarma operasyonuyla birlikte Freddie Mac hisselerinin fiyat hedefini 36 dolardan 16 dolara düşürdü. Ancak "al" tavsiyesini korudu. Fannie Mae’nin fiyat hedefini 41 dolardan 21 dolara çeken Citigroup, iki şirketin devletleştirilmesini beklemediğini, şirket hisselerindeki hızlı satışların önemli bir temel değişiklikten çok "güven krizi" kaynaklı olduğunu belirtti. Ayrca, iki şirketin de kısa vadede sermaye artırım baskısı altında olmadığını söyledi. Obama, Paulson’ı iki konuda uyardı HENRY Paulson’ın açıklamalarına Demokrat Parti Başkan adayı Barack Obama’dan "dikkat" uyarısı geldi. İki önemli finans kuruluşunun kurtarma planı çerçevesinde iki önemli prensibin gözden kaçırılmaması gerektiğini dile getiren Obama, "Opearasyonun anlamlı olması için öncelikle konut pazarına düzenli sermaye girişi kazandırılması gerekiyor. Bu yolla konut alımının Amerikan aileleri için çekici ve ödenebilir olmasının sağlanması büyük önem taşıyor. Ayrıca Fannie Mae ve Freddie Mac’in kurtarılması konusunda vergi mükelleflerinin korunması ve hissedarların zor durumda bırakılmaması konusunda da çok dikkatli olunmalı" diye konuştu. FED Bear Stearns’in JPMorgan Chase’e satışı sonrasında 30 milyar dolarlık yeniden yapılanma desteği sözü vermişti. Freddie Mac, 3 milyar dolarlık menkul değerle güven kazanacak ABD’de sorunlu mortgage sağlayıcılarından Freddie Mac, tüketicinin güveni için 3 milyar dolarlık menkul değer satışı yapacak. Analistlere göre bu satış, hükümet, hazine ve FED’den gelen desteğin yatırımcıyı nasıl etkilediğini de test edecek. Hazine ve FED’in bu müdahalesi Avrupa Borsalarında ilk etapta olumlu karşılandı. Fannie Mae hisseleri Frankfurt’ta yüzde 31 değer kazanarak 13.40 dolara yükseldi. Freddie Mac ise yüzde 33 artışla 10.31 dolara ulaştı. Son acil çağrı 1997 yılında gelmişti BUNDAN önce Amerika’da bir Hazine Bakanı tarafından yapılan son acil çağrı 27 Ekim 1997 tarihinde olmuştu. Dönemin Hazine Bakanı Robert Rubin, Dow Jones’un 554 puan düşmesi üzerine hissedarları sakinleştirmek için bir mesaj yayınlamıştı. Bu çağrıdan seneler sonra Henry Paulson da çözümü giderek değer kaybeden iki kuruluş için destek duyurusu yayınlamakta buldu. Bernanke: Operasyon tüm mortgage kredilerini kapsıyor ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke, yeni düzenlemelerin sadece FED gözetimindeki değil bütün mortgage kredi sağlayıcıları için geçerli olacağını söyledi. FED Üyesi Randall Kroszner de yeni düzenlemelerin tek başına mortgage sorunlarını gidermeyeceğini ve tüketicilerin de sorumlu davranmaları gerektiğini ifade etti. Kroszner ayrıca kredi verenlerin, verilen her kredi için ödeme kapasitesini değerlendirmekle yükümlü olduklarını kaydetti. Hükümet desteği mutlu etti ABD’de konut piyasasının temel direkleri olarak görülen bu iki şirketten Fannie Mae’nin hisseleri geçen hafta yüzde 45 ve yılbaşından bu yana yüzde 74, Freddie Mac’in hisseleri ise geçen hafta yüzde 47 ve yılbaşından bu yana yüzde 77 değer kaybetti. Freddie Mae ve Fannie Mac, sermayelerinin yeterli olduğuna dikkat çekerek, "Destekten memnunuz" mesajı verdi. Lehman: Kaygı IMF’yle azalır yatırım danışmanlık kuruluşu Lehman Brothers, Türkiye’nin IMF ile yapacağı bir ihtiyati stand-by düzenlemesinin, yatırımcı kaygılarını hafifleteceğini belirtti. Lehman’ın değerlendirmesinde, G.Afrika, İsrail, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin yanı sıra Türkiye’de de ekonomik kırılganlıkların arttığı, cari açığın hızla yükseldiği belirtildi. ULUSLARARASI |
Dünyanın en büyük spekülatörü olarak kabul edilen George Soros, piyasalarda yaşanan sıkıntıyı ‘hayatımda gördüğüm en ciddi mali kriz’ diye tanımladı. 2000-2001 yıllarında internet şirketleri krizi, 1980′lerin sonunda ve 1990′ların başında borç krizi, 1997-1998 yıllarında Asya krizi süreçlerinden geçen piyasalar şimdi yeni bir dönemi yaşıyor. Piyasadaki düşük büyüme, yüksek enflasyon, zayıf dolar ve yüksek enerji maliyetleri 1970′lerde yaşanan krizle benzeşirken, bu kez üzerine gayrimenkul krizi ve emtialardaki hızlı artış da eklendi. Yaşanan gelişmeleri Reuters’a değerlendiren Soros, "hayatımda gördüğüm en ciddi mali kriz" diye konuştu. Soros, bunun sadece mali kesimi değil ekonominin genelini de yakından ilgilendirdiğini belirterek, "Bu krizin reel ekonomiyi etkilemeyeceğini düşünmek sadece bir rüyadır" dedi. Soros, ABD‘nin en büyük konut finansman şirketleri Fannie Mae ve Freddie Mac ile ilgili krizin de sonuncu olmayacağına dikkat çekti. |
TUNALIM..… Kaynak:hürriyet.com.tr
Yorum (0) Yorum yaz!
BTP, tüm partilerden farklı, küresel oyunlara son... |
| SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ BİZDE | ||
|
Yorum (0) Yorum yaz!
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, http://www.btp.org.tr/ | ||
Yorum (0) Yorum yaz!
|
| |
''Sosyal devlet,milli devlet''![]() 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı. Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya, Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı. Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı. Kapanış konuşması tezin sahibinden Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar; İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur! Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.Sosyal devlet hakları garanti eder! Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir! Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir. Gerçek sosyal devlet vergi almaz! Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir. Kongrede ne dediler? Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum. Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir. Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir. Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir. Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır. Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR “Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet” tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum. TUNALIM.... |
Yorum (0) Yorum yaz!
Yorum (0) Yorum yaz!
Bana göre Türkiye Cumhuriyeti 1938 yılından itibaren yavaş yavaş tasfiye edilmeye başlanmıştır. Şöyle ki, 1938’de Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, Atatürk’ün resimlerini paralardan, devlet dairelerinden kaldırarak onun yerine milli şef sıfatıyla kendi resimlerini koydurmuştur. Atatürk bağımsız bir politika takip etmesine rağmen 1939 yılında Türkiye, İngiltere ve Fransa ile üçlü ittifak anlaşması yaparak Batı’ya bağlanmış 24 Ekim 1945 kurulan BM ‘e üye olmuştur. Türkiye, 1945 yılında ABD’nin isteği üzerine çok partili hayata geçmiş ve sayısını bilemediğimiz çok sayıda ikili anlaşmayı ABD ile yapmıştır(Aydoğan, 2006). Ayrıca 100 milyar dolar dış ticaret fazlası varken 1947 yılında IMF ve Dünya Bankasına üye olmuştur(Boratav, 2006). Böylece Atatürk döneminde kazanılan ekonomik bağımsızlık kaybedilmeye başlamıştır.
1939’daki genel seçimlerde İnönü, Atatürk’ün arkadaşlarının listelere almazken Atatürk’e karşı olanların tamamını milletvekili yapmıştır(Aydoğan,2006).Ayrıca başta Mareşal Çakmak olmak üzere Atatürk’ün subaylarını emekli etmiştir(Türköne, 2003).
1942’de her türlü dini yayını yasaklanırken(Tanyu, 50-60), 1949’da Ankara’da bir İlahiyat Fakültesi ile İmam-Hatip Okulları açılmıştır(Lewis, 1984). Ülkeyi yönetenlerdeki bu tavır değişikliğinde, Türkiye’nin çok partili hayata geçişi ile A.B.D’nin Yeşil Kuşak Projesinin rolü olsa gerektir. Bir de M.E.B.’da 4’ü ABD’li, 4’ü Türklerden oluşan 8 kişilik bir komisyon kurulmuş ve bu komisyondaki ABD elçisinin oyu hep 2 sayıldığından bütün kararları ABD’li üyeler vererek Türk eğitimini yönlendirmişlerdir(Sinanoğlu, 2002).İnönü savaşlarının komutanı ve Lozan’da Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar savunan ve 1937’e kadar Atatürk’ün Başbakanlığını yapan ve fakat onun ölümünden sonra da T.C.’nin Cumhurbaşkanı olan İnönü’nün 1938′den sonra yaptıklarını anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.
1950’de DP iktidar olunca İnönü döneminde başlayan siyasal bağımlılığı, bir tehdit durumunda ve çağrı üzerine ABD’ye Türkiye’ye müdahale etme yetkisi verilmesine kadar götürmüştür. Yine Orduda tasfiyelere girişerek Atatürk’ün arkadaşlarını emekliye sevketmiştir. Bu dönemde Türkiye NATO’ya 1952’de, OECD’ye 1960’da üye olmuştur. Ayrıca Fas, Tunus ve Cezayir’in bağımsızlık savaşlarında Türkiye Batı’nın yanında yer almıştır(Aydoğan, 2006).
24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları ile T.C., tarım, ticaret ve sanayide milli hedeflerden vaz geçiyordu. Ayrıca bu kararlarla TL’nin değer yitirmesi, ithalatın serbestleştirilmesi, KİT.lerin özelleştirileceği ve tarıma desteğin kaldırılacağı açıklanıyordu. Programın ön uygulaması hemen kendisini göstermiş ve 1980 başında 47 lira olan 1 ABD doları yıl sonunda 90 liraya çıkmıştır(Aydoğan, 2006). Bu kararların alınmasında daha önce 7 büyük projeyi gerçekleştiren Başbakan Demirel ile DPT Müsteşarı Özal’ın rolleri vardır.
Yine 28 Şubat 1997 Sivil Darbesini kendi çıkarı için sonuna kadar kullanan Küresel Sermaye, Türkiye’nin ekonomik olarak içini boşaltmış, 2000 ve 2001 ekonomik krizleri sonunda AKP’nin Türkiye’nin başına gelmesine yol açmıştır. Ayrıca tarih tekerrür etmiş ve T.C., Osmanlı’nın 1878’lerdeki toprak satışlarına geri dönmüştür. Nitekim Türkiye’de 178 milyon 702 metre kare alanı kapsayan 56 bin 953 taşınmaz, başta Batı ülkeleri ve İsrail vatandaşları olmak üzere 61 bin 803 kişiye satılmıştır. Sonuçta Türkiye 2 Vatikan büyüklüğünde toprak kaybetmiştir(Filizfidanoğlu, 11.9.2006).
1980’lerden sonra Türkiye’de uygulanan faiz, döviz ve borsaya dayalı kumarhane ekonomisinin ülkeyi getirdiği durum şöyle özetlenebilir: Türkiye dış ticaret açığında(ABD, İngiltere, İspanya)dördüncü sırada, faiz oranlarında 42 ülke içinde 1.sırada, enflasyonda(Arjantin, Mısır ve Venezüella) dünya dördüncüsü, İşsizlikte % 19’la dünya birincisi, büyümede zengin sanayi ülkelerine göre yüksek görünüyorsa da yükselen pazar ekonomilerine göre Çin, Hindistan, Arjantin, Venezüella, Rusya’nın ardından % 5’le 6. sırada yer alıyor(Temizel, 18.5. 2007).
Bütün bunlara rağmen Sayın başbakan ekonominin iyiye gittiğini söyleyebilmektedir. Oysa rakamlar bunu doğrulamamaktadır. Örneğin 2002 yılında iç ve dış borç toplamı 218 milyar dolar iken 2007 yılında 436 milyar dolara ulaşmıştır(Coşkun, 11.1.2008). Böylece AKP Hükümeti yaklaşık 5 yıllık iktidar döneminde T.C.’ni yaklaşık 80 yıllık toplam borcu kadar borçlandırmıştır. Ayrıca 2000’li yıllarda Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektörünün ihracatımız içindeki payı % 25 iken bugün % 15’lere düşmüştür(Benli, 31.12.2007).
Yine 2003 yılında ihracat 47.253 milyar dolar, ithalat 69.340 milyar dolar olup açık 22.087 milyar dolar iken 2007 yılında ihracat 107.153 milyar dolar, ithalat 169.985 milyar dolar olup açık 62.832 milyar dolardır(Öztin,29.2.2008:12).Böylece 2003’ten bu yana dış ticaret açığı tam 3/2 artmıştır. Ayrıca 2001 yılında 100 dolarlık ihracat için 95 dolarlık hammadde ithal edilirken 2007 yılında 100 dolarlık ihracat için 115 dolarlık ithalat yapılmak zorunda kalınmıştır(Öztin,29.2.2008:12).Acaba dünya ticaret tarihinde, kar yerine zararına ticaret yapan bizden başka bir ülke görülmüş müdür?
Özal döneminde”Vatana İhanet Kanunu”nun kaldırılması ile başlayan ve daha sonraki iktidarlar tarafından çıkarılan Gümrük Birliği, AB’ye uyum yasaları, özelleştirmeler ve toprak satışları ile Türkiye Cmuhuriyeti’nin tasfiyesi nerede ise bitirilmek üzeredir. Herhalde geriye sadece sözde Sivil Anayasa ile Türkiye’yi eyaletlere bölecek yasanın çıkarılması kalmıştır. Bu sözde sivil anayasanın Türkiye’den önce A.B.D.de, birisi Türkiye’den bir dini cemaata ait olmak üzere üç vakıf tarafından tartışılmaktadır. Bu bile ülkedeki işlerin nasıl yürüdüğünün bir kanıtı olsa gerektir.
Bütün bunlara rağmen ümitler korunarak ülkenin aydınları ve milli kurumları, Türkiye’nin geleceğini nasıl kuracaklarını planlamak zorundadırlar.. Emperyalizm, Türkiye’yi yok etmekte olduğunu düşünerek sevinmesin, bir çıkış yolu mutlaka bulunacaktır. Yazımı “Türklerin Faziletleri” adlı bir kitap yazan Arap tarihcihi el-Cahiz’ın şu sözleri ile bitiyorum: “Bir Türk’ü elini kolunu bağlayarak bir kuyuya atsanız, o oradan çıkmanın yolunu mutlaka bulur”
Prof. Dr. İbrahim Arslanoğlu
TUNALIM...Yorum (0) Yorum yaz!
“KAPİTALİZM BATIYOR” ABD batıyor. Amerikan ekonomisi nalları dikti, dikiyor.
Tek başına batmıyor ABD.
Ne kadar “stratejik ortakçısı” varsa, hep beraber batıyorlar, hep beraber batacaklar. Zannediyor musunuz ki, stratejik ortağı AKP’nin yönetimindeki Türkiye rahat olacak? Aldanmayın. ABD ile AKP de batacak, AKP yönetimindeki, Türkiye de… Tabi diğer stratejik ortaklar da bu batıştan nasibini alacak; bileşik kaplar gibi bunlar.
Türkiye, AKP’den kurtulmadığı müddetçe, çöken ABD ile çökmeye ve batmaya mahkumdur. Sosyalizmden sonra liberal kapitalizm de iflas etti; dünya bunu görüyor. ABD, bugüne kadar çoktan batmış olması lazımdı; lakin stratejik ortakları onu ayakta tuttu. Hazinelerine “rezerv” diye karşılıksız Amerikan dolarlarını dolduranlar tutmak zorunda kaldı. Onların üzerine doğru yıkılıyor çünkü ABD ekonomisi…
Hazinesinde 400 milyar, 500 milyar, 650 milyar dolar hatta daha da fazla karşılıksız Amerikan dolarını “rezerv” diye tutan ülkelerini ahvalini düşünün; ABD ekonomisi çökerken, onlarla beraber çöküyor… Onlar çöküşü ve yıkılışı, ötelemeye ve ertelemeye çalıştılar kendi paçalarını kurtarmak için. Ama nafile…
ABD ekonomisi çöküyor. Kapitalizm çöküyor. ABD, “liberal” kapitalizm rayı’ndan çıktı; ABD öyle göçüyor ki, ne Keynes kaldı ortalıkta, ne Fredman…
Dünya bir taraftan bu çöküşe şahit olurken, o taraftan doğudan yükselen güneşe tutuldu… Dünya bilim adamları ve ekonomistler, Mili Ekonomi Modeli’ni konuşuyor, baş tacı yapıyor. Kapitalizm ve sosyalizmden kaçan devletler, Milli Ekonomi Modeli’ne sığınıyorlar. Çağ, artık Milli Ekonomi Modeli çağı… Darısı, bizim aymazların başına… Darısı, güya Müslüman, Türkçü, Milliyetçi veya Atatürkçü kılığına bürünerek Türkiye’yi çöken Amerika’nın kapı kulu ve IMF’nin dilencisi yapanların başına!
Hafızalarınız tazeleyin, hatırlayıverin; Prof. Dr. Haydar Baş bey, bundan 8-9 sene önce, ABD’nin yakın zamanda çökeceğini ve AB’nin dağılacağını bilimsel gerekçelere ve ekonomi verilerine dayanarak ortaya koydu. İşte şimdi olan oldu, olacak olan oluyor.
ABD, çırpındıkça batacak, battıkça çırpınacak. Battıkça hırçınlaşacak… Çünkü ABD’nin içine korku düştü, kurt düştü; çatırdıyor. Mezarlığın ortasından geçen korkak adam misali, korkusunu bastırmak için ıslık çalmayı artıracak. Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) yüklenecek… İsrail, rahat durmuyor çünkü.
Öte yandan Evangelist Bush ile İsrail arasında, BOP kardeşliği var; bu kardeşlik inanç ve ideal kardeşliğidir. Prof. Dr. J. Nisbitt’in ifadesiyle W. Bush, BOP işini, inancı uğruna uygulamaya koydu, Haçlı seferini ve işgallerini bu inanç ekseninde gerçekleştiriyor.
Bush tamam da, bizimkilere ne oluyor demeyin; onlar da medeniyetleri cemettiler, hepsi cem oldular, aynı “BOP”un stratejik ortaklarıdırlar. AKP böyle de; CHP, MHP farklı mı?! Hiçbiri farklı değil… AKP de, CHP de, MHP de aynı değirmene su taşıyorlar; aynı BOP’ta hizmet vermek ve ortakçılık yapmak için can atıyorlar, pazarlıklar yaptılar, yapıyorlar.
CHP’nin Amerika ile olan “at pazarlığı”nı 2003 Eylül’ünde Sedat Ergin ve Yalçın Doğan deşifre ettiler; MHP, DSP ve ANAP’ın Irak’ın işgali karşılığında ABD ile at pazarlığını ANASOL’M hükümetinin Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel itiraf etti.
Doğan ve Ergin’in kaydettiklerine göre, CHP lideri Deniz Baykal, Kemal Derviş’i aracılığıyla Irak işgali ve tezkere katkısı üstüne at pazarlığına soyunuyor… ABD, 6 milyar dolar mı verir, yoksa 10 milyar dolara çıkar mı, araştırması yaptırıyor. Hesap tutturamıyor. Şimdi Moon seanslarından geçen bu Baykal, hangi akıl ve projeyle Türkiye’ye batmaktan kurtaracak!
Benzer at pazarlığını MHP ve DSP yapıyor. Onlar da sınır ötesine 50 km. girme karşılığında, ABD’nin BOP projesine ve Irak’a müdahaleye kafa sallıyorlar… Ama Bush yönetimi, bu takati kesilmiş ANASOL’M hükümetinde yağ çıkmayacağını anlayınca, Ankara’dakileri kale almıyor, mutabakatı bozuyor. Derviş çomağıyla koalisyon dağılıyor… Ardından ABD’nin İslamcı cilalı stratejik ortağı AKP, hükümete getiriliyor… Bölgede olan oluyor; BOP işgalleri alıp başını gidiyor.
Şimdi bu MHP, bu DSP mi Türkiye’yi BOP’tan kurtaracak, batmaktan kurtaracak? Hangi akıl ile, hangi proje ile, hangi yürek ile??!
Türkiye’nin tek kurtuluş yolu var; BTP.. Bu gerçeği anladık, anladık. Yok, hala anlamadı isek; o zaman, er veya geç, kafamızı taşlara vura vura, ABD ve IMF ile bata bata, AB ile bölüne bölüne anlayacağız… Tabii, Türkiye ve Türk milleti kalırsa ortada!
Sözlerimi cumhuriyetimizin kurucusu M.Kemal Atatürk’ün veciz sözleriyle bitirmek istiyorum.
“Çocuklarımıza vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara esas olarak şunları öğreteceğiz; Milletine, Türkiye Devleti’ne, TBMM’ne, düşman olanlarla mücadele; bu mücadelenin sebep ve vasıtaları ile donatılmayan bir millet için yaşama hakkı yoktur.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.
Saygılarımla….
Son olarak ‘Amerikan Kapitalizminin Küresel Krizi’ adlı bir kitap da yayımlayan Kevin Phillips’in kaleme aldığı makalede, FED’in eski başkanı Alan Greenspan’in mortgage paniğinin ilk olarak ortaya çıktığı dönemde, yaşanan çalkantının 1998’de Rusya’daki borç krizini ya da ABD borsalarında 1987’de yaşanan kısa süreli çöküşü andırdığını belirterek, endişeli halkı yatıştırmaya çalıştığı hatırlatıldı. Ancak arka planda daha geniş siyasi ve ekonomik bir depremin seslerinin duyulabildiğini belirten Phillips, aradan geçen 9 ayın ardından Greenspan’in ‘teskin edici benzetmelerinin’ artık yutulacak hali kalmadığını kaydetti.
ABD ekonomisinin, zayıf doların yanında eşi görülmemiş bir borç düzeyi, aşırı yükselen emtia fiyatları ve emlak fiyatlarındaki ciddi düşüşle yüzyüze kaldığını belirten yazar, bazı ekonomistlerin, dünyanın, 1930’lardan bu yana görülen en büyük finansal krizle karşı karşıya kalabileceği görüşünde olduğuna dikkat çekti.
AMERİKALILAR TARİHE KAYITSIZ
Mevcut koşulların, borsanın yüzde 80 düştüğü, işsizliğin yüzde 25’lere ulaştığı Büyük Buhran dönemiyle kıyaslanmasının isabetli olmayacağını vurgulayan Phillips, bununla beraber Amerikalıların, ekonomide yaşanan huzursuzluğun başta Britanya olmak üzere geçmişte önde gelen dünya ekonomilerini başaşağı eden küresel çalkantılarla aynı belirtileri taşıdığı konusunda kaygılı olmaları gerektiğini savundu.
Halihazırda Amerikalıların yüzde 80’inin ülkenin yanlış yolda olduğunu düşündüğünü belirten yazar, ancak hepsi değilse bile çoğunun, hâlâ ABD’nin eşsiz ve Tanrı tarafından seçilmiş bir ülke olduğuna ve diğer milletlerin tarihinin kendileri için bir önem taşımadığına inandığını kaydetti. “Geçmişteki dünya ekonomileri için de durum buydu: Roma, İspanya, 17. yüzyılda, Amsterdam’ın New York olduğu dönemdeki Hollanda ve 19. yüzyılın İngilteresi” diyen yazar, bu ülkelerin kaderinin 1980’lerden beri ABD’nin yaşadığı süreci andırdığını kaydetti.
ÇÖKÜŞ BELİRTİLERİ AYNI
Bu ülkelerin zirveye çıkıp çöküşe geçmeleri sürecinin birçok ortak nokta içerdiğini belirten yazar, bunları, ‘doğru yolda olunmadığı hissi, hoşgörüsüz ya da misyoner din, askeri ya da emperyal tamahkarlık, ekonomik kutuplaşma, finansın sanayii yerinden edecek şekilde yükselmesi ve aşırı borç şeklinde sıraladı.
ABD BRİTANYA’NIN AKIBETİNE UĞRAYABİLİR
2008’de netameli bir on yıla daha işaret edebileceğimizi kaydeden yazar, bu döneminin risklerini 1997-2000 döneminde önce balona ardından çöküşe yol açan teknoloji çılgınlığı, 11 Eylül saldırıları, imparatorluk kibri ve Bush yönetiminin 2003’teki beceriksiz Irak işgali olarak sıraladı.
Bu gelişmeleri, OPEC’in petrol için belirlediği 22-28 dolar fiyat aralığını terketmesi sonucu beş yıl zarfında petrolün varil fiyatının 100 doları aşması, Irak savaşı nedeniyle ABD’nin küresel itibarının yerle bir olması, ABD’de konut sektöründe yaşanan çöküş ve 2002’den bu yana doların euro karşısında yüzde 50 değer kaybetmesinin izlediğini belirten Phillips, bu şartlarda yakın dönemde yaşanacak küresel bir krizin, ABD’nin 1970 ila 2020 arasındaki yarım yüzyılını, İngiltere’nin 1950’den önceki yarım yüzyılına denk hae getirebileceği tahmininde bulundu. Yazara göre bu durum da ABD’nin onyıllardır süregelen hegemonyasının da sonunu getirecek.
BANKACILIK REFAHIN SONUCU
Eski süper güçlerin iflasıyla şimdiki Amerika arasındaki en ürkütücü benzerliğin, ABD’nin, sağlıksız bir şekilde, büyümenin motoru olarak finans sektörüne bağlı kalması olduğu tesbitinde bulunan yazar, 18. yüzyılda Hollanda’nın, gerileyen sanayi ve ticaretinin yerini yabancı ülkelere sağlayacağı borç finansmanının alabileceğini düşündüğünü ancak 1760-70 arasındaki bir dizi iflas ve çöküşün ülke ekonomisini büyük hasara uğrattığını kaydetti.
1900’lerin başında da İngiliz bir bakanın, Britanya’nın menkul değerler istifleyerek zenginleşemeyeceğini zira bankacılığın, refahın nedeni değil sonucu olduğunu söylediğini hatırlatan yazar, iki dünya savaşının ardından borç yükünün bakanı haklı çıkardığını, Britanya’nın küresel ekonomik liderliğinin de tarihe karıştığını kaydetti.
SANAYİ GERİLEDİ, FİNANSIN YILDIZI PARLADI
ABD’de finansal hizmetler sektörünün 1990’ların ortalarında gayrısafi hasılanın unsuru olarak üretimi geride bıraktığını belirten Phillips, piyasa heyecanının bu kaygı verici değişimi tartışmayı engellediğini savundu. Gayrısafi hasılada finansın yüzde 21’e yükselmesi, üretiminse yüzde 12’ye gerilemesi sürecinde, ‘gazinolara bırakılması gereken türden’ yatırım araçları yanında bir kredi cinnetinin yaşandığını kaydeden yazar, 1987-2007 arasında ABD’deki toplam borcun 11 trilyon dolardan 48 trilyon dolara çıktığına işaret etti.
Washington’un 80 ve 90’lı yıllar boyunca sınırsız likidite akışı ve destekle finans sektörünün büyümesini memnuniyetle izlediğini belirten Phillips, Greenspan, Hazine eski Bakanı Robert Rubin ve şimdiki Bakan Henry Paulson’un mazur görülemez biçimde sektörü düzenlemeyi reddettiğini ifade etti.
Bu isimlerin, 19. yüzyılda sanayinin tarımın yerini alması gibi finans sektörünün ekonomik evrimin yeni başat unsuru olacağını düşünmüş olabileceklerine dikkat çeken yazar, “Fakat kim ciddi olarak yeni ekonomik güçlerin –Çin, Hindistan, Brezilya- finansın başı çektiği gayrısafi hasılaya sahip olacaklarını düşünebilir?” sorusunu yöneltti.
Yorum (0) Yorum yaz!
Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »
See this with livecam here
RESİMLERLE DÜNYA TURU(Tıklayın)