02 03 2008

PROF. DR. HAYDAR BAŞ’TAN GENÇLERE ÖĞÜTLER

    Prof. Dr. Haydar Baş’ın 1990’lı yıllarda kaleme aldığı “Makâlât” adlı eserinde gençlere yönelik mesajları hâlâ önemini korumaktadır. “Gençler!..” başlıklı öğüt mahiyetindeki hitabesinde, Prof. Dr. Haydar Baş sadece o döneme değil, gelecek zamanlardaki gençlerimize de seslenmektedir. Hayat ölçüleri mahiyetindeki bu tarihî hitabeyi takdirlerinize arz ediyorum efendim:“Gençler!..Gençlik büyük bir nimettir.İyi bilin ki, genç kalmak; ancak ölümsüz bir inanca sahip olmak, mutlak hakikate teslim olmak ve hizmet etmekle mümkündür.İman, ibadetle ispatlanır. Nasıl ki, bir dâvâda şâhit aranıyorsa inancınızın ispatında da sizden şâhit sorulur. Sizin şâhidiniz, ibadetlerinizdir. O halde; namazı huşû ile kılın, orucu tutun, muktedir iseniz hacca gidin ve zekatınızı verin. Haramları terk edin.Dikkat edin, kulak verin; bugün insanlığın içinde bulunduğu asıl bunalım, ölümden sonra vuku bulacak dirilişe iman edip etmeme noktasındadır; insanlık dirilmekten şüphe ediyor. İyi bilin ki; bu, nefsin ve şeytanın vesvesesidir. Diriliş mutlaka gerçekleşecektir. Mülkün sahibi için bu hiç de zor değildir. Nasıl günü görüyor, geceyi görüyor, alemi seyrediyorsanız; işte, aynen onun gibi, hatta ondan daha da açık, öteki alemi göreceksiniz. İşte o zaman, yaptığınız her şeyden hesap vereceksiniz. Buradaki küçük hesaplar, o büyük hesaba hazırlıktır.Hak, sizi bu âleme en mükemmel mimarlar olarak gönderdi. O halde malzemeyi iyi işleyin, iyi kullanın. Bu sebepten dolayı, kimsenin sizi eleştirmesine fırsat vermeyin. Sizin bir kolunuz dünyada, diğeri de öteki âlemdedir. Bakın, geçmişte ceddin... Devamı

25 12 2007

HZ. MEVLANÂ’NIN DAVET ETTİĞİ GERÇEK..

    "Gel, Gel, ne olursan ol, gel!İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!" Hz. Mevlana’nın bu çağrısını İslam anlayışından çok, İslam dışı anlayışlar kullanmaya çalışmışlardır. Sanki her insan kendi inancını yaşarsa, birbirini de hoş görürse, Mevlâna’nın verdiği mesaj yerini bulmuş gibi bir hava oluşturulmak istenmektedir. Halbuki; Hazreti Mevlâna’nın “gel” çağrısı; Hakka, hakikate, doğruluğadır. “Geçmişteki halin ne olursa olsun, bu hal seni ümitsizliğe düşürmesin, tövbe etmek kaydıyla, yani eski haline dönmemek üzere gelmek istersen bu kapı sana açıktır. Önceki halin kâfir olmuş, mecusi olmuş, puta dahi tapmış olsan, bu önemli değil, yeter ki halini düzeltmeye karar vermiş ol; öyle gel.!” mesajı verilmektedir. Yoksa “ne olursan ol yine gel” çağrısından; eski halini değiştirmeden olduğun gibi kal, mantığı anlaşılmamalıdır.Onun “gel” çağrısının aşağıdaki beyitte de işaret ettiği gibi; Kur’an ve yüce Peygamberimiz Hazreti Muhammed’i n(sav) hayat ölçülerine olduğu muhakkaktır.  “Bu canım var oldukça ben Kur'an’a tutsağım Muhammed Mustafa’nın yolundaki toprağım Benden başkaca bir söz nakledenler olursa Hem onu söyleyenden hem o sözden uzağım” Prof. Dr. Haydar Baş,“İslam ve Mevlâna” adlı eserinde; “Hazreti Mevlâna’nın davet ettiği gerçeği” şu şekilde ifade etmektedir; “Onun “ne olursan ol gene gel” dediği şey, Seyr ve Hakk’a vuslattır, Allah’a doğru yolculuktur ve nihai hedef olarak Yüce Allah’ın huzurudur. Tasavvufun öz tabiriyle vuslattır. Bu ulvi gaye velayet ve irşad yoluyla gerçekleşir. Mevlanâ elbette “gel” diyor tüm insanlığa ama, “geldiğin gibi kal” demiyor; aksine insan-ı kâmile gelen kimsenin katı taş olsa, mermer kesi... Devamı

27 11 2007

ŞARK MESELESİ ve MİSYONERLİK

            Dünya siyasi literatüründe en çok zikredilen tabirlerden biri de hiç şüphesiz “Şark Meselesi” olarak ifade edilen kavramdır. Müslüman Türkün, Hıristiyan Batı dünyası karşısında talihi döndükten sonra sıkça işitilmeye başlanan ve siyaset adamları ve tarihçiler tarafından bugüne kadar çeşitli şekillerde tanımlanan bu sözün öz manası kısaca, "Türkiye’nin Paylaşılması Meselesi"dir. 17. yüzyıl sonlarından itibaren “süper güç” olma özelliğini kaybeden Osmanlı Devleti toprakları üzerinde, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere Batılı devletlerin bir menfaat mücadelesine girdikleri görülmektedir. Değişen “güç dengeleri”ne paralel olarak, artan bu nüfuz çatışmalarında, Osmanlı toprakları, odak noktasına dönüştürülmüştür.    ŞARK MESELESİNİN HEDEF VE GAYESİ  Bu manada ilk defa 1815 tarihinde “Viyana Kongresi”nde Ruslar tarafından kullanılan “Şark Meselesi” deyimi; - 19, Yüzyılın ilk yarısında Osmanlının toprak bütünlüğünün korunması ve halklarının sözde himaye edilmesi, - Aynı yüzyılın ikinci yarısında Türklerin Balkanlardaki topraklarının paylaşılması, - 20. Yüzyılda ise Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm topraklarının paylaşılması şeklinde ele alınmıştır (1). Fransız tarihçisi E. Driault, Şark Meselesi’ni, “İslam–Hıristiyan mücadelesi” olarak yorumlarken (2), başka bir Fransız tarihçisi Albert Sorel, “Türkler Avrupa’ya ayak bastığı günden beri Şark Meselesi zuhur etti” diyerek meselenin aslında bir Türk Meselesi ve Türk düşmanlığı olduğunu vurgulamaktadır (3). A. Sorel, bu düşmanlığın temelinde kıskançlık, Haçlı ruhu, ezilmişlik ve benzeri hususların yattığına işaretle şunları söylemektedir; “Türkler Avrupa’da görünür görünmez ortaya bir “Şark Meselesi” çıktı... Papazların ve küçük küçük zorbaların idaresine kendisini rahatç... Devamı

27 11 2007

DIRAR MESCİTLERİNE DİKKAT!..

Ülkemizde ve çevremizde dönen dolaplar bizleri adeta küresel güçlerin oyun ve oyuncağı haline getirmekte, toplumun fertlerinin de duyarlılığı gün geçtikçe kaybolmaktadır. Milletimiz, kendisini bekleyen tehlikelerle alay edercesine bir sessizliğe bürünmüş, toplumsal bir hipnozla karşı karşıya kalınmıştır. Toplumsal hipnoz altında kalan milletimizin bu hipnozdan kurtulması için, hipnoz şekillerine ve yerlerine dikkat çekmek gerekmektedir. % 99 Müslüman’ın yaşadığı, dini ve milli değerlerine oldukça bağlı, tarihinin her döneminde mazlumun yanında yer alan, ancak son dönemlerde zalim ve işgalci olan ABD-AB-İsrail üçgeninde yer alıp, onları stratejik ortak sınıfında gören bir hâl almamıza rağmen, Müslüman halkın kılı bile kıpırdamıyorsa bunda bir şeyler vardır (!). Millet olarak genlerimizde var olan merhamet ve adalet duygusunun bile yok olmasında; ruhunu ecnebiye satmış, fikir ve kanaat önderlerinin mutlak katkılarının olduğunu düşünüyorum. Bu fikir ve kanaat önderleri, hazırlanan projede sözlerini dinletebildikleri insanlara “Dırâr Mescidi” hükmünde tuzaklar hazırladılar. Buralarda “hoşgörü ve diyalog” masallarıyla, tarihe şan veren bir neslin evlatlarını “hipnoz“ ettiler. Vatandaşlarımız da maalesef (aralarında vahiy ile beslenen bir peygamber olmadığından), hazırlanan bu tuzaklara düştüler. Sürekli telkinlerle kendi akıllarını kullanmak yerine başkalarının aklıyla hareket etmeye alıştırıldılar… Daha sonra düşünme kabiliyetlerini, korunma reflekslerini kaybettiler. Ve toplumsal hipnozdan etkilendiler. Milletimiz üzerindeki “toplumsal hipnozların” gerçekleştirildiği “Dırâr Mescidlerine” dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum.“Dırâr Mescidi” nedir?Şamil İslam Ansiklopedisinde bu konuda şu bilgilere yer verilmiştir:“Medine’de münafıklar, İslâm aleyhindeki faaliyetlerini açıkça ve rahatça yapamadıkları için İslâm devletinin takibinden kendilerini koruyacak, gizli ç... Devamı

10 11 2007

İSLAM,TARİHTE ORTADOĞU'YA BARIŞ VE HUZUR GETİRMİŞTİR.

    Filistin ve özellikle Filistin'in kalbi olan Kudüs, İslam tarihinin başından bu yana Müslümanlar için kutsaldır. Müslümanların Filistin'i kutsal olarak görmeleri ise bu bölgeye barış ve huzur getirmelerine vesile olmuştur. Bu makalede, bu gerçeğin bazı tarihsel örneklerini ele alacağız. Kudüs'ü müslümanlar için kutsal yapan iki temel sebep vardır: Müslümanların namaz kılmak için yöneldikleri ilk kıble, Kudüs'tür. Ve Peygamberimizin en büyük mucizelerinden biri sayılan bir gecelik mirac yolculuğu, Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, yani Mekke'den Kudüs'e olmuştur. Kuran'da bu gerçek şöyle haber verilir: "Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermemiz için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten O işitendir, bilendir." (İsra Suresi, 1) Kuran'da anlatılan peygamber kıssalarında Filistin topraklarına işaret eden ayetlerin pek çoğunda bu topraklardan "bereketli kılınan, kutsal topraklar" olarak bahsedilmektedir. Miracın anlatıldığı üstteki ayette Mescid-i Aksa "çevresini bereketlendirdiğimiz" şeklinde nitelendirilmektedir. Hz. İbrahim'in ve Hz. Lut'un göçünün anlatıldığı Enbiya Suresi'nde ise yine aynı topraklar "bereketler verdiğimiz yer" olarak geçmektedir. Öte yandan, İsrail soyundan pek çok peygamberin yaşadığı, Allah yolunda mücadele ettiği, şehid düştüğü veya vefat edip defnedildiği Filistin toprakları, bir bütün olarak Müslümanlar için kutsaldır. Nitekim son 1400 yıl içinde Müslümanlar Kudüs'e ve Filistin'e hep barış ve huzur getirmişlerdir. Hz. Ömer'in Filistin'e Getirdiği Barış ve Adalet MS. 71 yılına dek, Kudüs Yahudilerin başkentiydi. Ancak o yıl Roma Orduları Yahudilere karşı büyük bir saldırı düzenlediler ve büyük bir vahşetin ardından onları bölgeden sürdüler. Yahudiler için diaspora dönemi başlarken, Kudüs ve çevresi de terkedilmiş bir toprak haline gelmiş oluyor... Devamı