« Önceki |

18/7/2009

BLOGUMA HOŞGELDİNİZ

 


    
 

             71.jpg  ''EVRENSEL MESAJIM'' 

 Milli ekonomi, bugün Türk milleti ve tüm insanligin ekonomik kurtulus reçetesidir.Genel baskanim,üstadim Prof Dr. Haydar BAS'in adini daglara taslara yazmaliyiz.Allah'in izniyle zafer ona inanan ve tabi olanlarin olacaktir.Ne diyor Üstadimiz;''Hakki savunun,hakli olun,hakkiniza razi olun,haksizlik yapmayin ve hak yolunda mücadele edin.Hepinizi hakka emanet ediyorum''Türk milletine ne kadar güzel ve anlamli bir bir yol gösteris degilmi?Saygilarimla..
                                            ''UNIVERSAL MESSAGE'' 

  National economy, the Turkish nation and all humanity today's economic salvation reçetesidir.Genel my president, my Master Prof. Dr. Haydar's name begins to carry mountains yazmaliyiz.Allah's victory allowed him to believe the subject of our Master olacaktir.Ne says;''Rights defensive, that's right, your right to be satisfied, do not do an injustice in the way of rights and the fight would be entrusted to edin.Hepinizi rights' 'the Turkish nation a way of how beautiful and meaningful blazonry right? sincerely .. Mehmet Tunabas; BTP Biga District President ......
            ''DÜNYANIN EKONOMIK KURTULUSU MILLI EKONOMI DE''


5000 yillik tarihiyle, 1400 yillik Türk-Islam Medeniyeti ile ve 82 yillik Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kitalarinin kesistigi en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadir.

Siyasi, ekonomik ve sosyal çatismalarin merkezinde ve hedefinde oldugu halde, tarihinden ve inancindan aldigi güçle dimdik ayaktadir ve ayni zamanda tüm Türk-Islam dünyasinin ve dünyanin mazlum milletlerinin son umududur.


Var oldugu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çiktigi dönemlerde insanliga adaleti ve insan haklarini doya doya yasatmis, teknolojiyi ve medeniyeti ögretmistir.

21. yüzyil Ulusal Egemenlik kavraminin degistigi bir yüzyildir. Nitekim küresellesmenin ideologlarindan John Naisbitt su yaklasimi sergiliyor:

?Büyük sirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalisabileceklerini görüyoruz. Ayni durum, ülkeler için de geçerlidir. Eger dünyayi tek pazarli bir dünya haline getireceksek, parçalari küçük olmali??

Asirlar boyu sinsi bir sekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karsi karsiya gelen Milletimiz, verdigi Istiklal Savasi neticesinde Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliginde Kuvay-i Milliye ruhu ile kendine dönmüs, bagimsizligina kavusmus ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmustur.

Atatürk, 1 Mart 1922?de yaptigi Meclis açilis konusmasinda söyle diyordu: ?Her seyden önce milli amacimiz olan bagimsizligimizi saglamaya ulasmaktan baska bir sey düsünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu saglamaya yeterli olup olmayacagidir.

...Memleketimizin gelir kaynaklari, milli davamizin güvenle sonuçlandirilmasina yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar oldugu gibi, dis devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacina ulastirabilecektir.?

Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin ?tam bagimsiz? olabilmesi için ?ekonomik bagimsizligin? sart oldugunu özellikle vurgulamis, kapitülasyonlari kaldirmistir. 1923'te Izmir'de Iktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandirmaya çalismistir. Kongrede, ?ulusal bagimsizlik ilkesi?nden kesinlikle vazgeçilmeyecegi ve bu ilke içinde kalkinmanin gerçeklestirilecegi kararlastirilmistir.

Yani bagimsizlik ile kendi ayaklari üzerinde durabilen bir ekonomi arasinda direkt bir bag vardir.

Devletimizin kurucusu Atatürk'ün döneminde, yani 1938'e kadar çesitli sahalarda kalkinma plan ve projeleri uygulanmis ve çok büyük basarilar elde edilmistir.

Bu dönemde kalkinmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika?ya uçak ihraç edecek seviyeye ulasmistir. Fakat Atatürk'ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kusatma altina alinmis; Batili devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçeklestirmeye baslamislardir.

Uluslar arasi sirketlerin devletimizin bütçesine yön verdigi IMF ve Dünya Bankasi kiskacinda ülkemizin kaynaklarinin ve her türlü imkanlarinin kullanildigi, özellestirmenin, KIT?lerin satisinin, Uluslar arasi Tahkim?in, tahdit kanunlarinin ve AB?ye uyum adi altinda çikarlarin yasalarin hayata geçirildigi bir süreçte Türkiye, hakikatte ?bu küçük parçalara ayrilma projesi?ni yasamaktadir.

Ekonomik bagimsizligin, devletlerin bagimsizliginda gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüstügü bir dünyada yasiyoruz.

Anadolu topraklarinin altinda kefensiz yatan sayisiz süheda ecdadimizin kemiklerinin sizlatildigindan dolayi rahatsiz olanlar ve uykulari kaçanlar bir daha düsünün.
Anadolu topraklarinin içine saklanmis, ilahi kudret tarafindan yerlestirilmis olan essiz maden yataklarimizin,milli hazinelerimizin kapilarinin; Müslüman Türk milletine kapatilmasindan, bu milletlin ve bu vatanin düsmanlarina ardina kadar açilmasindan ötürü rahatsiz olup uykularini terk edenleri sag duyulu olmaya davet ediyorum.

Yine bu essiz güzellikler ve özellikler tasiyan,cennet vatanimizin sahiplerinin, çilekes vatandaslarimizin emeklerinin ve alin terlerinin toplanip haçlilara peskes çekilmesinden ötürü aci ile kivranan vatanperverleri bir daha akli selimle düsünmeye davet ediyorum.
Vatanperver vatandaslarimizin vatan namustur satilmaz feryadina ragmen, vatan topraklarinin altindaki madenleri ile birlikte, altindaki sehit mezarlari ile birlikte ecnebilere satilmasindan ötürü vicdan azabi çekenler,çaresizlik içinde kivrananlar, vatan namustur satilmaz ilkesinde israr edenler,bir de Prof Dr. Haydar Bas beyi dinlemeye gayret edin.

Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarini ve kanlarini sebil eden sehitlerimiz hakkinda kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanlarin,sikilmayanlarin defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarina davet ediyorum.
Bebek katiline sayin diyerek ve sehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bagrinda derin yaralar açtigi halde hala ortalarda yalanci doktor edasiyla dolasanlara, sandik basinda sayin baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Bas'in liderliginde dalgalanan BTP bayragi altinda toplanmaya davet ediyorum.
Minareler süngü kubbeler migfer seklinde siir okuyarak kahraman olup milletin oylarini aldiktan sonra, alti buçuk yillik iktidari süresince misyonerlerin ve misyonerligin önünü açanlara, dinler bahçesi adi altinda kurdele kesenlere,haçlilarin istegi dogrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandik basinda hesap sormak isteyenleri saflarimiza davet ediyorum.
Bin yildir bu topraklarda tevhid bayragini dalgalandiran Müslüman Türk milletinin oylari ile iktidar koltuguna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanlari,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kismini silenleri,attiklari her adimla bu milleti haçli limanina biraz daha yaklastiranlari yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidisattan ötürü uykulari kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayin sehitlerimize kelle denilmesinden rahatsiz iseniz bize buyurun.
Vatan topraklarimizin bagrindaki sehit mezarlari ile birlikte vatan düsmanlarina satilmasinda ötürü uykunuz kaçiyorsa bize buyurun.

Emegimizin,alin terimizin,servet ve sermayemizin haçli siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayi vicdan azabi çekiyorsaniz bize buyurun.
Ecdat yadigari camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramizla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayirli olsun denilerek hizmete açilmasindan ötürü uykunuz kaçiyorsa bize buyurun.

Müslüman Türk çocuklarinin on iki yasindan önce Kur-an'la temasini yasaklayan yasa devam ettirildigi halde yine Müslüman Türk çocuklarinin üç yasindan itibaren kiliselere,papazlarin kucagina tasinmasindan rahatsiz olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
AKP iktidari alti buçuk yildir AB ye girmek ugruna, onlardan gelen her talimati milletimize dayatti,verilmedik taviz,satilmadik kurum birakmadi, buna ragmen bir elli sene daha bekle talimatini aldi ve oturdu.AB nin ellinci yil dönümü programina bile çagrilmadi.

AKP iktidari teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapilarinda kör topal yürümeye çalisirken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Bas,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya'da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarina elini öptürdü.Tamami profösör olan katilimcilar iki gün boyunca sayin Haydar Bas'in Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalligini,tüm ülkeler için bir çare bir çikis formulü sundugunu anlata anlata bitiremediler.

Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanin ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Bas'in yarin iktidar olunca neler yapabilecegini varin siz hesap edin.
Anadolu topraklarini altinda yatan yer alti zenginliklerini haçli tefeciler degil,yabanci sirketler degil, yine bu ülkenin insani Müslüman Türk milleti kullanmalidir diyen, Vatandaslik maasi vadeden, Ev hanimlarina isçi statüsü kazandirip emeklilik vadeden,
Sinavsiz üniversite ve okuyan her çocuga egitim bursu vadeden,
Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
Devlet babadir ya vatandasina is bulur ya da asini verir ilkesi dogrultusunda projeler gelistiren,
Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarimizda altin çagini yasayacak diyen BTP iktidarinda bulusmak üzere Saygilarimla ..
_________________
.                            

 ''Düsmanlarinizi affedin bu bir büyüklüktür. Ama onlari unutmak büyük bir aptalliktir. '' (J.f kennedy) 
Mehmet Tunabas:BTP Biga Ilçe Baskani....
 

Biga Tanitim Filmi

  TARIHE SIGMAYAN DESTAN ÇANAKKALE GEÇILMEZ FILMI

 

Yukaridaki Resmi Tiklayarak Filmi Izleyebilirsiniz

 (  tunalim@groups.takingitglobal.org )GRUP
  Laughing http://www.google.com/sky/ Laughing (GOOGLE SKAY ile uzayi izleyin)
 
 
TUNALIM grubuna kayit ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

18/7/2009

SOSYAL DEVLET-MİLLİ DEVLET

Prof. Dr. Haydar Baş
"İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır."
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Yeni bir iktisadi model: Milli Ekonomi Modeli
Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi; ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülüdür. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.

Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
Sosyal Devlet / Milli Devlet'in "vatandaşlık maaşı projesi" başta olmak üzere ve Sosyal Devlet projeleriyle bizim yapmak istediğimiz, "millet için devlet" anlayışının yeniden hayata geçirilmesidir.
Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanamayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır. Bu tez, Türk medeniyetinin bütün insanlığa hediyesidir.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Sosyal Devlet Milli Devlet tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
TUNALIM...

18/7/2009

PROF. BAŞ HALKININ VE HAKK'IN ADAMIDIR


 Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son günlerde bazı mihraklar tarafından tezgahlanmaya çalışılan oyunları bozacak bir ‘manifesto’ yayınladı.

ÖZÜMÜZ VE FİKRİYATIMIZ:

Bazı çevreler ve çeşitli odaklar tarafından, benim ile ilgili uzun yıllardır halkın arasına türlü dedikodular ve iftiralar yayılmaya çalışılmaktadır. Uzun yıllardır yapmakta olduğum vatanımıza, milletimize, inanç ve medeniyetimize, yani tüm milli ve manevi varlığımıza samimi olarak sahip çıkma mücadelem; Türk devleti, Türk milleti ve medeniyeti üzerinde karanlık emeli olanları rahatsız etmektedir. Bu karanlık emel sahipleri, onların kandırdığı veya kullandığı insanlar, hakkımda asılsız iftiraları ortaya atmaktadır.

Sarıkamış’ta şehit düşen büyük dedem başta olmak üzere ailem, son derece dindar ve milli değerlerine bağlı idi. Beni dindar ve milli ve manevi değerlerine âşık olacak şekilde yetiştirdiler. Annem bana, bir yandan Yunus Emre’nin ilahilerini öğretirken, diğer taraftan da milli marşlarımızı öğretmiştir. Okul hayatımda da hep aynı çizgi üzerinde oldum. Çocukluk dönemimden itibaren hayatımın tamamı, maddem ve mana dünyam, bedenim ve ruhum hep vatan-millet, medeniyet sevdası ile yoğruldu.

MÜCADELEMİZ:

1950’li - 60’li yıllar o devrin insanlarının malumudur; nitekim hamurumuz, yetişme tarzımız ve dış çevre şartlarımız tabii olarak bir mücadeleye girmeyi, okumayı, araştırmayı zorunlu hale getirdi. Ülkemiz üzerinde oynanan oyunları araştırmam mümkün oldu. Bu araştırmalarım, bizden zannettiğimiz insanların, tarih boyunca milletimize çok ciddi zararlar verdiğini ortaya koydu. Milletin menfaatine gibi takdim edilen pek çok konunun, aslında milletin zararına olduğunu; milletin, inancı, değerleri ve samimiyeti istismar edilerek aldatıldığını tespit ettim. Milletimizin birlik ve beraberliğine zarar verecek adımların da atılması, bizi bu konuda daha da duyarlı olmaya mecbur kılmıştır.

Milli ve manevi değerlerimiz üzerinde, devlet-millet bütünlüğümüz üzerinde oynanan oyunları engellemek ve birlik ve beraberliği tesis etmek için her türlü imkânımızı seferber etmeyi; hukuk içerisinde kalmak kaydı ile gece gündüz hizmet etmeyi kendimize vazife bildik ve arkadaşlarımla çalışmaya başladık. 1983 yılında kurulmasında öncülük ettiğim ve başyazarlığını yaptığım İCMAL DERGİSİ ile kültürel çalışmalarımıza yeni bir boyut getirdik. İcmal, yüce milletimiz için adeta bir mektep oldu; birlik, kardeşlik ve dirlik mektebi...

DİNDARLIĞIMIZ VE MİLLİYETÇİLİĞİMİZ:

Ülkemizde dindarlığın, özünden uzaklaştırılmış olduğunu, hatta en temel dini değerlerin istismar edilecek kadar vahim boyutlara taşındığını; milleti ayağa kaldıracak, bir ve beraber kılacak bir enerji üretmek yerine milletin enerjisini heba eden bir yapıya kavuşmuş olduğunu tespit ettik. Toplumumuzun muhafazakâr ve dindar kesiminin bir kısım önderlerinin, dindarları kendi devleti karşısında sakıncalı hale getirecek söylem, icraat ve istismarlarda debelendiklerini görüyorduk.

Milliyetçilik de aynı şekilde özünden uzaklaştırmış; birlik, kardeşlik, ülfet ve muhabbet kaynağı olması gerekirken, ihtilaf ve kavga kaynağı haline getirilmiştir. Nitekim bu bağlamda 1980’li yıllarda binlerce Türk evladının ne idüğü taraftarlarınca dahi belirsiz sağ-sol çatışmalarına kurban gittiğini gördük.

Hülasa derleyip toplaması, ihtilafları çözmesi, kendisine, ailesine, vatanına ve milletine faydalı gençler yetişmesini sağlaması gereken insanlar, tam tersini yapar olmuştur. Şanlı geçmişinden ilham alması ve örnek insan modeli olması gereken ‘Müslüman Türk’ kimliği zedelenmiştir.

Hâlbuki gerçek dindar, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği ‘emin’ insandır. Bu durum karşısında gerçek dindarlığın müşahhas bir şekilde ortaya konması gerekiyordu. Gerçek milliyetçi insan; milletinin tüm maddi ve manevi varlığına samimi bir şekilde sahip çıkmalıydı. İşte biz bunları yapmaya çalıştık.

İNSAN MESELESİ:

Hizmetlerimizin merkezine ‘İnsan Meselesi’ni koyduk. Çabamız, insanı ve toplumu korumak ve geliştirmek için yapılması gerekenleri tespit etmek ve hayata geçirmekti. Bu manada hizmet ve gayretimizin temeli insan; hizmetin gayesi insan ve hizmeti yapan ve yapması gereken de insandı.

Toplumda her alanda “örnek insan”a ihtiyaç olduğu gerçeğinden hareket ettik. Bizler birer örnek insan olmaya çalıştığımız gibi, milletimizin evlatlarının da örnek insanlar olması için yapılması gerekenleri ortaya koymaya çalıştık. Amacımız tek cümle ile ‘Eşyayı imar ve İnsanı ihya’ şeklinde özetlenebilir.

VATAN VE MİLLET SEVGİSİ:

Atalarımızdan, vatanımızı ve milletimizi aşk derecesinde sevmeyi öğrendik. Maddi ve manevi varlığımızı korumak ve geliştirmek; bizden sonraki nesillere güçlü bir maddi ve manevi miras bırakabilmek ve millet olabilme yeteneğini ilânihaye devam ettirebilmek için vatan ve millet sevgisi olmazsa olmazlardandır. Vatan, canın, malın, şerefin, namusun ve imanın korunduğu mukaddes yerdir; bu bakımdan vatan sevgisi imandandır, vatanı uğruna ölen de şehittir. Biz ve arkadaşlarımız, bu iman ve bu sevgi ile yoğrulmuşuz.

TEMEL HAK VE HÜRRİYETLER:

Temel hak ve hürriyetlerin gerçek manada yaşanması, insan olmanın zaruri sonucu olduğu gibi, devlet-millet bütünlüğünü sağlamış sağlıklı bir millet olmanın da vazgeçilemez şartıdır. Bu konunun öneminin yeterince anlaşılması ve gerekli desteği görmesi için seferber olduk. İnancımızın insan haklarını ne kadar önemsediğini ve teminat altına aldığını ortaya koymak için ‘Veda Hutbesinde İnsan Hakları’ adlı eserimizi kaleme aldık ve Türkiye genelinde konferanslar verdik.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ:

Herkes; yönetenler ve yönetilenler hayatlarında hukuka uygun hareket etmeyi ilke edinmelidir. Hem fert, hem de devlet planında yapılan işlerin hayırlı ve millet menfaatine olması için, mücadelelerin meşru olması gerektiği gibi, yapılan mücadelelerin hukuk zemininde yürütülmesi de gerekmektedir. Bu bakımdan hukuka uygun yasal düzenlemeler yapılmalı, devlet organizasyonu hukuka uygun hareket etmeli ve hukuk her şeyi denetlemeli. Hukukun üstün ve belirleyici olduğu toplumlarda adalet duygusu gelişir, devlet-millet münasebetlerinde ve milletin kendi içinde güven sağlanır ve insanlar kendi haklarını korudukları gibi başkalarının haklarına da saygılı davranırlar. Hukuk dışına çıkanlar, davaları haklı olsa bile, haklı davalarına zarar verirler.
Hayatımız boyunca hep hukuka uygun yaşadığımız gibi tüm arkadaşlarımıza da hukuka uygun yaşamalarını tavsiye ettik. Topluma hizmet etmesi, onu koruması ve maddi ve manevi varlığının gelişmesine katkıda bulunması gereken her kurumun ve kuruluşun da hukuk çerçevesinde kalmasının gereğini her fırsatta vurguladık. Her türlü hukuksuzlukla, hukuk zemininde mücadele ettik.

DEVLETE VE MİLLETE BİRLİKTE SAHİP ÇIKMAK VE HİZMET ETMEK:

Her zaman şunun altını çizdik; aile, devlet, asker ve din, bir milletin gerçekten “millet olabilmesi” ve ilelebet payidar kalabilmesi için olmazsa olmaz unsurlardır. Devlet organizasyonu bir toplumun millet olması, millet olarak kalması ve varlığını sürdürebilmesi için şarttır. Bu gerçeği bildiğimiz için hayatımız boyunca devlete sahip çıktık. Bazı art niyetliler ve onlara kanan gafiller, devlet kademelerinde çeşitli mevkilerde görev yapan insanların hatalarını gerekçe yaparak devlete saldırmanın meşru olduğunu söylüyorlar. Hâlbuki mücadele, yanlış yapana karşı olmalı ve kesinlikle meşru zeminde yapılmalıdır. Varlığı zati olarak zararlı olmayan bir kurumu, başındakiler yanlış yaptı diye, kurum olarak karşıya almak doğru bir yaklaşım değildir. Topluma varlığı zarar veren kurumlara karşı, kurumun kaldırılması için mücadelenin bir mantığı olabilir ancak millet olarak hepimizin varlığımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek için hayati önem taşıyan devlete karşı mücadele etmek art niyetli bir yaklaşımdır. Art niyetlilere uyanlar da gaflettedirler.

Bizim, devletin yukarıda bahsettiğimiz özelliğine ve önemine binaen, devlet millet birlikteliğini savunmamız, gerçek dindarlığın ölçüsünü ortaya koyduğundan; devlet ile dindarı karşı karşıya getirmeye çalışan ve-ölçüsü sağlam olmadığı ve İslam’ı da tam bilmediği için- saf halkımızı kandıran sözde dindarları panik haline sokmaktadır. Bu yüzden hiç çekinmeden hakkımızda her türlü iftirayı ileri sürebilmektedirler. Ancak biz doğru bildiğimiz yolda Allah’ın izni ile yürümeye devam edeceğiz.

HALKA HİZMET HAKKA HİZMETTİR:

İnsanlıkta, medeniyette, ilimde, teknolojide, eğitimde ve toplum için önemli olan her konuda halka hizmeti Hakka hizmet bildik. Öz varlığımızı koruyarak çağdaş medeniyet seviyesine yükselmemiz gerektiğine inandık. Birileri toplumun önüne göz boyayan hedefler koyup, milletin geleceğine ipotek koyuyor. Biz ise bu oyunları gördüğümüzden, kendimize ait olana sahip çıkarak milletimizin kalkınması için gerekenleri ortaya koymaya çalışıyoruz..

Karanlık duygularının esiri olanlar ve bizden göründüğü halde dış güçlere hizmet edenler çoğu zaman millet için önemli olan bir konuyu, bir hedefi göstererek milleti kandırıp gerçek niyetlerine uygun işler yapıyorlar. Gerçekten bizden olsalar, yaptıklarından milletin menfaati yüksek olur. Ancak ortaya koyduklarını toplu olarak değerlendirdiğimizde, icraatlarında milletimizin kazancından çok kaybı olduğunu görüyoruz. Sureti Haktan görünenlerin bir millete verecekleri zarar her zaman açık düşmanların vereceği zarardan daha fazladır ve daha yıkıcıdır. Milletimiz için çok önemli boyutta olan bu tehdidi görmemiz hayati önem arz ediyor.

Bir toplumda gizli tehditleri herkes yeterince algılayamayabilir. Bunu gören, buna karşı mücadele eden insanlara kulak verilmeli ve onlara destek olunmalı. Böyle yapılmaz ise o gizli tehditler amaçlarına ulaştığında her şey için çok geç kalınmış olabilir.

Rahmetli babam benim için “Allah’ım oğlumu zatına hakiki kul, Habibine hakiki ümmet ve aziz milletimize de hizmetçi eyle” diye dua ederdi. Hayatım boyunca aziz milletimize hizmeti bir ibadet bildim.

Ancak bizim samimi çalışmalarımız milletimiz üzerinde karanlık emelleri olanları ve onların kandırdığı insanları rahatsız etti. Onlar her türlü iftirayı Allah’tan korkmadan atabildiler. Art niyetliler, güzel görünümlü maskelerinin ardında çirkin yüzlerini, iyi görünümlü hizmetlerinin ardında şer işlerini, hayır gibi görünen niyetlerinin ardında kötü niyetlerini saklarlar. Doğruyu maske yaparak yanlışa hizmet ederler. Bunu yaptılar ve milleti kandırmaya çalıştılar.

Milletimizin menfaati için çalışan gerçek samimi insanın çeşitli özellikleri vardır:

1- Kesinlikle ülkemiz ve milletimiz hakkında karanlık emeli olan güçler ile beraber olmaz.
2- Hiçbir zaman, kendince çeşitli makul gerekçeler ileri sürerek hukuk dışına çıkmaz. Hukuk açısından meşruiyetini yitirenlerin, meşru davaları başarıya taşıması mümkün değildir.
3- Samimi insan, kendi millet ve medeniyetine karşı asla takiyyeci olamaz. Bu manada inancımıza göre takiyye haramdır. Haram olan bir işle doğruya hizmet edilemez.
4- Sözlerinde ve icraatlarında milletin menfaatine aykırı bir şey bulunamaz. Buraya gelmişken önemli bir hususu izah etme zarureti doğdu. Çeşitli yollar ve yöntemler ile milletin bir bölümünün güvenini kazanan bir kısım insanların ve bazı toplulukların, aslında inancımıza, milli menfaatlerimize aykırılığı açıkça görünen sözleri, yaklaşımları ve faaliyetleri yerinde değerlendirilemiyor. İyi niyetli insanlarımız onların yerinde olsalar asla yapamayacakları yanlışları; onların dindar kimlikleri, güzel görünümlü maskeleri ve çeşitli sahalardaki başarıları nedeni ile ne yazık ki savunabiliyorlar.

Devamı: EKONOMİK KALKINMA GÜÇLÜ DEVLETİN OMURGASIDIR  
TUNALIM...

18/7/2009

İslamcı geçinenler 'yeşile boyanmış kapitalizm'de debele

Son çeyrek asrın İslamcı geçinen kalem ve kelam erbabı, küresel uyum sürecine girerek Hıristiyan demokrat oluverip çıktılar. Ancak bu dönüşümleri, sadece politik ve teo–politik bağlamda kalmadı.

Ekonomide de liberal–kapitalizmin değirmenine su taşımaya koyuldular. Bu biraz da İslamcı geçinen aydınlar içinde sosyalizm, komünizm, kapitalizm ve liberalizmin dünyayı ahtapot gibi kuşatması sürecinde, özgün bir ekonomi tezi ortaya koyamamalarından kaynaklandı.

Sosyalizmin ve komünizmin 1990’lı yıllar itibarıyla kısa zamanda çökmesine, kapitalizm ve liberalizmin de onların benzeri çöküşü yaşamasına rağmen, İslamcı geçinen takım, bir dönem adları “radikal”e çıkacak kadar özümsedikleri yüreklerindeki “ilahî ölçü”leri ve “ilahî vahyin bereketi”ni “AB–ABD eksenli küresel uyum”a yakalanarak kaybettiler. Haçlı kültürü ile adete iğdiş oldular. Böylece Haçlı kapitalistlerinden daha kapitalist, Batı liberallerinden daha liberal olmaktan kurtulamadılar. Sloganlarla bir dünya inşa etmeye çalışan İslamcı takım, reel hayatta çuvalladılar; ekonomi başta olmak üzere pek çok alanda İslam gömleğini çıkarıverdiler.

Özünde biraz “ilahî duyarlılık” bakiyesi kalanlar da, Türk milletinin medeniyetin sağladığı temel ölçüleri, ekonomi hayatına uygulayamadıkları için, bize özgü bir ekonomi modeli oluşturamadıkları için, yapabildikleri tek iş, kapitalizm ve liberalizmin enstrümanlarını “yeşil”e boyayıp, İslam ekonomisi veya faizsiz ekonomi diye kendilerini avutmak oldu. Bu yöntemlerle geniş muhafazakar tabanın sermayesini de böylece, reel piyasanın ve reel sektörün dışına çekerek “kapitalist bankacı–faizciler”in para tekeli havuzlarını andıran alanlarda bloke ettiler.

İslamcı geçinen aydınların bu vahim sürüklenişi, biraz da kendi kültür ve medeniyet değerlerinden bir ekonomi modeli oluşturamamalarının yanı sıra, sosyalizm ve kapitalizmin dünyayı ahtapot gibi saran vaziyetine apansız yakalanmaları sebebiyledir.

Müslümanların ekonomik ihtiyaçlarına çare arayan bir aydınlar, bir elin parmaklarını geçmez. Bu adam kıtlığı, en çok son çeyrek asırdaki İslamcı geçinenleri vurmuştur.

Ekonomi sahasında son yıllarda kırık–çıkık kalem oynatan İslamcı takımın akıl hocaları, ilk dönemlerden İbn Haldun ve Tusî… Son dönemden ise Prof. M. A. Mannan! Bu bağlamda “İslam Ekonomisine Giriş” adlı çalışmasıyla özgün ekonomi alanında güya en iddialı duran Prof. M. A. Mannan… Ancak Mannan da, İbn Haldun ve Tusî’nin ayakları tutmayan yaklaşımları tekrar etmekten başka bir iş yapmıyor.

Hatta Prof. Mannan, daha işin başında çuvallıyor. O da kapitalizmin kucağına oturuyor. Çünkü Mannan’a göre, “kıt kaynaklar açısından İslâm ekonomisi ile çağdaş ekonomi arasında hemen hemen hiç bir fark yoktur.” Bu yaklaşımıyla Mannan’ın zihin dünyası, Prof. Robinson’un postulatlarının esiridir; dolayısıyla kapitalizmin kıskacındadır. Mannan’ın düşünce dünyası, “net” ve “ölçü”lü değildir. Mannan, İslam’ın ekonomi ölçülerini, “kıt kaynaklar” eksenli kapitalizm dayatması ve kendi kafa bulanıklığı sebebiyle, İslam’ı da kapitalizmin söz konusu illeti ile ma’lul göstermektedir.

Evet, Manan açıkça çuvallamıştır.

Öte yandan Mannan’a göre sanki İslam’ın ekonomi öğretileri, tüm bireylerin ve toplumların ihtiyaçlarını düzenleyecek kıvamda değil; sadece “dindar” kesimin ihtiyaçlarını karşılayacak türden bir modeldir. Manan, kendi zihin zafiyetini, adeta İslam’ın üzerine yıkarak, ekonominin içinden sıyrılmaya çalışmaktadır.

Hicks, Lange, Koldor gibi kimi ekonomist–lerin, “refah ekonomisi” yaklaşımına, iktisadın matematiğini konuşturamayan Mannan, “refah ekonomisi”nin “ahlak” yoksunluğuna dikkat çekiyor, ekonomiyi reel zeminden “metafizik zemin”e kaydırıyor, ancak bu yolla kendi açığını kapatmaya çabalıyor. Halbuki Mannan’ın yapması gereken, “ahlakî değerler” korunarak fert ve toplumların refahının nasıl sağlanacağının “matematiği”ni ortaya koymaktı. Mannan’da böyle bir iktisat matematiğine rastlanmaz. Bu sebeple Mannan’ın yaklaşımı, fert ve toplumların karnını doyuramayan güdük bir yaklaşımdır.

Refah, sosyal adalet, adil gelir dağılımı, sürekli büyüme, istihdam, emek, alınteri ve hizmetin karşılığını noksansız verebilme gibi temel ekonomik gerçeklere matematik çözümler sunamayan bir ekonomi yaklaşımı, adı ne kadar İslamî veya İslamcı diye anılsa da, faiz tuzağına, enflasyon–stagflasyon bataklarına düşmeye mahkumdur.

Mannan ve post–modern zamanlarda ondan güya ekonomi aklı devşirenler, ilk evrede İslam kapitalizmi, İslam sosyalizmi gibi paradokslarla cebelleşmekle kalmadılar, sonunda faiz–nema illetine yakalandılar. Liberal–kapitalizmin vazgeçilemez illetli enstrümanı olan “faiz”i Müslümanlara “nema” olarak yutturmaya, liberal–kapitalizmin sair bankacılık enstrümanlarını ve finans sistemini de muhafazakar kesimin önüne ve reel piyasaya “faizsiz finans” sistemleri olarak sürmek durumunda kaldılar.

Bir zamanların bu idealist İslamcılarının maalesef hepsi, şimdi yerel ve küresel ölçekte birer faizci olup çıktılar. Şimdilerde “Hıristiyan demokrat” takılan bir zamanların İslamcı geçinen takımının düştüğü bu vahim vaziyeti, Marmara Üniversitesi İktisat bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu “İslam ekonomisi çıkışları, güya faizsiz ve zekatlı kapitalizm halini almıştır” tespitiyle özetliyor.

İşin hazin tarafı, bu liberal–kapitalizm girdabında debelenenler, aynı zamanda Kur’an ve Sünnet’ten ezberledikleri nasları yüksek perdeden seslendirerek mangalda da kül bırakmamaktadırlar.
Biraz düşünseler, biraz akıllarını işletseler, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey, bir zamanların bu İslamcı geçinen takımının da önüne muhteşem bir ufuk ve açılım sunuyor; onları da liberal–kapitalizm batağından çekip çıkartıyor. 90’lı yıllarda sosyalizmin bir anda devrilmesinin ardından, bu günlerde tam bir çöküş sürecine giren liberal–kapitalizmin batağındaki insanlığa, Milli Ekonomi Modeli ile “insan ekonomisi”nin matematiğini ve somut uygulamalarını sunduğu gibi, yıllardan beri buradan oraya, oradan Haçlının ve kapitalizm rıhtımına savrulan İslamcı takımın önüne de kurtuluş reçetesi koyuyor. Görene… Köre ne!?

Ekonomi, aynı zamanda matematiktir; Prof. Dr. Baş, işte bu matematiği insanlığın önüne koyuyor. Bu iktisat matematiğidir ki, dini, dili, ırkı, rengi farklı dünyanın 70’i yakın ülkesinden binlerce bilim adamını cezb ediyor, Prof. Dr. Baş’ın modelini baş tacı yapıyorlar… Konu önemli, biraz daha irdeleyelim
M.Emin Koç-TUNALIM...

6/7/2009

MİLLİ DEVLET,YEPYENİ BİR HUKUK SİSTEMİ DEMEKTİR.

  • Dünyada bilinen iki ana hukuk sistemi vardır. Ülkemizde de uygulanan Roma Hukuk sistemine göre, “bireyler arasındaki hukuk” ile “devlet ile birey arasındaki hukuk” ayrılmıştır. Anglo Sakson sisteminde ise, ikisi bir bütün olarak ele alınmaktadır.
    Milli Devlet ise, yepyeni bir hukuk yaklaşımı ortaya koymaktadır. Bireylerin kendi aralarındaki hukuk ile “devlet ile bireyler arasındaki hukuk” ayrılmakta; ancak bireyler arasındaki hukukta devlet de müşteki–mağdur karşısında sorumlu tutulmaktadır. Böyle bir sistem şu ana kadar hiçbir siyasi ve hukuki düşünce içerisinde yer almamıştır.

  • Sosyal haklar genişletilmektedir
    Bu konuya Sosyal Devlet kısmında geniş olarak değindik. Devlet, bireylere ait her türlü sosyal hakları, gerek sağlık, gerek eğitim, gerekse kimseye muhtaç olmadan onurlu yaşama hakkını vatandaşlarına yaşatmak zorundadır. Devletin bütün bunları yerine getirmesi için sahip olacağı yetkiler de, kamu yararı ve kamuya hizmetle sınırlandırılmalıdır. Elbette böyle bir devletin varlığına ve işleyişine zarar verecek her türlü fiil, sadece devletin şahsına yönelik değil, aynı zamanda millete yönelik değerlendirilmeli, hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır.

    Milli Devlet, hak vermek üzerine kuruludur
    Bugün Batı dünyasında insan haklarının son dönemde ağırlıklı olarak gündem edilmesinin iki sebebi bulunmaktadır. Birincisi, gelişmekte olan ülkelerin iç işlerine karışmak için bu konular mazeret olarak kullanılmaktadır. Bir diğeri ise, kapitalist yaklaşımlarda devletin azdan da az bir grubun kontrolünde olması münasebetiyle kapitalist devlet yapılanmaları millete hizmeti esas almamış; aksine devlet, milletten elde ettiğini, bu azınlığa kullandırmaya yönelmiştir. Elbette böyle bir düşünce kalıbı içerisinde devletlerin vatandaşlarının haklarını korumasını bekleyemeyiz. Ancak bizim tarif ettiğimiz Sosyal Devlet/Milli Devlet modelinin zaten varlık sebebi, vatandaşlarının haklarını onlara vermek ve en geniş manada yaşatmaktır.

    SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET /
    Prof. Dr. Haydar Baş’ın kaleminden

    SOSYAL DEVLET - MİLLİ DEVLET İÇİN NE DEDİLER

    Ünal Emiroğlu / Mimar Sinan Üniversitesi
    Sosyal Devlet Milli Devlet tezi, ulusal bilinci yükseltiyor
    200 yıla yakın bir süredir Batı, “sosyal devlet”, “sosyal haklar”, “sosyal hukuk” gibi kavramlarla uğraşıyor. Bu kavramlar 1960 sonrası Türkiye’sinde sözü en çok edilenlerdendir. 40 yılı aşkın bir süredir ülkemizde bu kavramlar çerçevesinde yürütülen tartışma ve mücadele, demokrasi ve hukuk devleti sorunlarına ilişkin tartışmalar kadar yoğundur. Ne var ki, özellikle sosyal haklarla ilgili olanda göze çarpan, genel ve çözüm üreten çalışmaların yokluğu ya da azlığıdır.
    İşte Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ’ın ‘Sosyal Devlet, Milli Devlet’ başlığını taşıyan kitabı, gerek öğretide gerekse bireysel ve toplumsal yaşamımızda, bu alanda duyulan ihtiyaca büyük ölçüde cevap getirebilmiştir. Sayın BAŞ’ın bu eseri, bu ülkenin evladına, ulusal bilincinin yükselmesinde çok önemli katkıda bulunmuştur.
    Yeryüzünü kan gölüne çevirip, sömürü düzenini insanlığın yok olması pahasına sürdürmeye çalışan, militanlığı kapitalist sermayenin emrine veren Amerikan gücünün ülkemizdeki uzantılarından ve yerli işbirlikçilerinden Milletimizin hesap sorma gününü olabildiğince çabuklaştıracak bir projeye, bu eseriyle imza atmıştır Sayın BAŞ.

    TUNALIM...


  • 6/7/2009

    AVRUPA BATAKLIĞI VE TAŞERONLARININ KİRLİ YÜZÜ

       1960 ‘ların başından beri Avrupa’nın kapısındayız ne girebildik ne çıkabildik! Tam çıkacak gibi oluyoruz bizi tekrar içine çekiyor. Türkiye’nin başka bir alternatife yönelmesinden korkuyorlar aksi takdirde, Türkiye kendi liderliğini yapacağı yeni bir birlik kuracaktır.
    Biri sizi bir kez kandırırsa suç onundur ama ikinci kez kandırırsa suç sizindir.Bunu anlamayanları basiretsiz diye addedeceğim ama çok hafif kalacağı kanaatindeyim.Kim iktidara gelirse gelsin bir öncekine nazire yaparcasına AB müktesebatını uygulamak için telafisi mümkün olmayan tavizler veriyor..Sanal mevzularla gündemi işgal eden kartel medyası da onların ibrikçiliğini yapmak için birbirleriyle kıyasıya bir yarışa tutuşmuşlar.Televizyon müptelası halkımız her şeyin günlük gülistanlık gittiğini zannededursun işin arka planı çok vahim… Avrupa ‘da duruma o kadar hâkim ki açık açık birliğe almayacaklarını zikrediyorlar buyurun maddeler halinde ele alalım:
    1) 6 Ekim ilerleme Raporu ‘nun 2. maddesinde hukukun temel ilkelerinden iyi niyet kuralına aykırılığın mevzu bahis olmasına rağmen müzakerelerin sonucunun önceden garanti edilemeyeceği, açık uçlu bir süreç olduğu, ileride farklı seçeneklerin gündeme getirileceği zımnen belirtiliyor.
    2) 3. maddede “ Birliğin Türkiye ‘yi hazmetme kapasitesi gerek Türkiye gerek birliğin çıkarları açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir husustur. ” denilerek hazmetme (sindirme) kavramı yeni bir şart olarak Türkiye ‘nin önüne tercihli olarak konulmuştur ve mali açıdan mı; sosyo kültürel açıdan mı, ekonomik açıdan mı, siyasi açıdan mı bir süreç olacağı açıkça belirtilmemiştir.
    Bu iki madde beraber değerlendirildiğinde şeksiz şüphesiz görülecektir ki Türkiye ‘ye tam üyelik dışında diğer seçenekler dayatılmak istenmektedir. (İmtiyazlı Ortaklık veya Özel Statü) Kişilerin serbest dolaşımı tarımsal-yapısal fonlara getirilen kalıcı sınırlamalar da bu seçenekleri desteklemektedir.
    3) Bilindiği gibi, Kıbrıslı Türkler ‘in, Türkiye ‘nin ve AB ‘nin açık desteğine rağmen Annan Planı Rumlar tarafından reddedilmesi sebebiyle hayata geçirilememiştir. Hal böyle iken Rumlar çözümü reddeden taraf olarak adeta AB tarafından ödüllendirilerek AB ‘ye alınmışlardır ve adanın tek siyasi temsilcisi olarak kabul edilmiştir. AB KKTC’ye vaat ettiği güvenceleri yerine getirmeyerek, KKTC’yi siyasi ve ekonomik olarak fiilen tasfiye sürecine sürüklemiştir ve tabela devleti haline getirmeyi amaçlamaktadır.
    Ayrıca ek protokolün imzalanmasıyla TC ‘nin KKTC ile olan tüm ticari ve mali ilişkileri ciddi sekteye uğrayacaktır.
    4) 7. madde Türkiye ‘nin Dış Politikası ‘nın Birlik ve üye devletler tarafından kabul edilen politikalar ve tutumlarla tedricen uyumlu hale getirmesini öngörmektedir.
    Bu maddenin asıl amacı Güney Kıbrıs’ın NATO ‘ya girişi önündeki Türkiye’nin en büyük kozu olan veto hakkını kaldırmaktır. Ve bu madde ileride Türkiye ‘nin Kıbrıs’ta işgalci olduğunu ve 7.maddeye uygun davranarak adadan askerlerini çekmesini talep etmesi gündeme gelebilecektir.
    5) 10.madde de şimdiye kadar hiçbir üye devlete yapılamayan bir uygulamayla müktesebatın neler içerdiği ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Ve bunun altında siyasi amaçlar yatmaktadır. Avrupa Parlamentosu’nun “Tavsiye” ve “Görüş” lerinin hiçbir üye devlete hukuken bağlayıcı etkileri olmamasına rağmen Türkiye ‘ye karşı bunlar da bağlayıcı hale getirilmek isteniyor. Bu ”Dürüstlük ve Eşit İşlem İlkesine” aykırılık teşkil eder.
    Bu maddeyle de özellikle Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs konularında aldığı kararlara Türkiye ‘nin uyması talep edilecektir.
    6) 11.MADDE Türkiye tarafından imzalanan ve üyeliğin yükümlülüklerine aykırı olan tüm uluslar arası antlaşmaların geçersiz hale geleceğini öngörmektedir. Türkiye ve KKTC arasındaki bütün antlaşmalar geçersiz sayılacak. Bu madde kapsamında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus Lozan Antlaşmasına ilişkindir. AB Komisyonu’nun yayınladığı 3 EKİM 2004 tarihli ilerleme Raporu’nda Azınlık Hakları, Kültürel Haklar ve Azınlıkların Korunması ile ilgili bölümünde Yahudi, Ermeni ve Rumların yanı sıra Kürtlerin ve Alevilerin azınlık sayılması ile ilgilidir. AB böylece Lozan’ı tanımamakta din, dil, etnik ve kültürel farklılıkları esas alarak yeni azınlıklar oluşturmak istemektedir. Ayrıca bu madde 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi açısından da tehlike oluşturmaktadır.
    7) 12. maddenin 4. paragrafı kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım alanında kalıcı kısıtlamaların getirilebileceğini öngörmektedir. Yine bu madde de tam üyeliğin dışında farklı bir statünün düşünüldüğünü göstermektedir.
    AB’YE ÜYELİK İMKÂNSIZ
    Netice itibariyle AB müktesebatına uygun tam üyeliğin mümkün olmadığı görülmektedir. Bu özel statü “İmtiyazlı Ortaklığın” veya “İkinci Sınıf Üyeliğin” öngörüldüğünü göstermektedir.
    Öte yandan AB’ye üye olmayıp Gümrük Birliği’ne üye olan tek ülke Türkiye ‘nin bu durumu yeniden gözden geçirmesi kaçınılmazdır. Zira bir ülkenin ekonomik iradesinin temsil edilmediği bir kuruma yıllarca teslim etmesi, hem ekonomi biliminin kurallarına hem de uluslar arası ilişkilerin ve siyasetin doğasına aykırıdır.
    Görüldüğü üzere ne Annan’ın planları Kıbrıs’ı kurtarmaya yetmiş ne de hükümetin verdiği tavizleri, başbakanın ümit var açıklamaları AB’nin taassubunda değişiklik yaratmıştır.
    Ayrıca, Avrupa Birliği mensubu Avrupa Ülkeleri hala Hıristiyan taassubu ve haçlı zihniyeti ile hareket etmekte ve Türkiye’ye AB çerçevesinde hiçbir hak tanımak istememektedirler.
    TÜRKİYE’DEN TARIM ÜRÜNÜ ALIMI YAPILMIYOR
    Bu yüzdendir ki yarım asra yakın bir süreçtir Avrupa Birliği’nin kapısında bizi bekletiyorlar. Bekletmek şöyle dursun verdiğimiz bunca tavize rağmen elde ettiğimiz hiçbir menfaat bulunmamaktadır. AB’ye üye olmayıp da Gümrük Birliği’ne üye tek ülke olmamız da manidardır. Bu birliğe üye olunmakla birlikte malların serbest dolaşımı ilkesi kabul edilmiştir. Birlik ülkelerinin elde ettikleri vergisizlik, vergi indirimleri de onların yanlarına kar kalmaktadır. Gerçi hoş! Avrupa Birliği uğrunda çıkarılan uyum yasaları doğrultusunda yakında kendimiz de yiyecek tarım ürünü bulamayacağız ama birliğe müracaat dahi etmemiş olan İsrail ve Kuzey Afrika ülkelerinden narenciye ve tarım ürünlerini alınırken, Türkiye’den hiçbir şey alınmayarak iktisaden çökmemiz için kasıtlı ve Yunanistan’ın arzusuna uygun şekilde davranmaktadırlar. Yine Yunanistan’ın arzuları dâhilinde kıta sahanlığının 12 mile çıkartılması Türkiye’ye dayatılarak Ege Denizi bir Yunan Gölü haline getirilmek istenmektedir.
    Öte yandan yabancı sermaye çok elzemmiş gibi gösterilerek bu konuda da tavizler verilmiş, yabancıların Türkiye’ye yatırım yapabilmeleri için vergi muafiyetinin, gayrimenkul edinmelerinin ve kazandıkları paralarını yurtdışına rahatça kaçırabilmeleri için bir dizi önlemler alınarak, önleri açılmıştır.
    YABANCI SERMAYENİN AMACI TÜRK’Ü KÖLELEŞTİRMEKTİR
    Onlar kendi topraklarına sığamıyorlar. Biz ise kendi toprağımızı layıkıyla işleyemiyoruz. Bu nedenle işsizlik oranımız çok fazla ve işçilerimiz çalışmak için yurtdışına gitmek istiyor. Kapılarımızı sonuna kadar onlara açmamızı istiyorlar. Sanayi tesisleri kurup, sermayeyi ayağınıza kadar getiriyoruz diyerek yurdumuzda müştereken oturmak ve bizim gelişme imkânlarımıza ortak olmak istiyorlar. Kazandıkları paraları da yurt dışına kaçırmak için garanti istiyorlar. Çıkarılan yasalarla toprağımıza da sahip çıkıp, yarın bizi vatanımızdan kaçırmak istiyorlar. Ama şimdiden bu hilelerini söyleyip kendi oyunlarını bozamazlar. Bir müddet sonra bizi kurnazlıkla kovalayıp Orta Asya bozkırlarına göndermek nihai planlarıdır.
    Zaten Hıristiyanlık Dini ve Papa ‘da bunu emrediyor. Ama şimdilik sanayi yatırımı yapıyoruz diyerek bizleri oyalamak işlerine geliyor.
    Haçlı Seferleri’nin şimdilik ekonomik oyunlarla devam ettiğini bize açıkça anlatmak mecburiyetinde değiller. Bizim için sanayi tesisleri kurarak ebediyen köleleri olmamızı ve ölmeden sürünmemizi onların hizmetkârı olmamızı temin edeceklerinden hiç şüpheniz olmasın.
    GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE
    Peşkeş çekilen maden işletmelerimizi havada kapan yabancıların işçisi olarak çalışan köylülerin fotoğraflarını görme fırsatım oldu. Senelerdir ehil olmayan iktidarların elinde sefaletten kan ağlayan köylümüz senelerdir hasretini çektiği çamaşır makinesine sarılmış objektiflere gülümseyerek poz veriyor. Ve onu maden işletmesinde çalışarak aldığını söylüyor. Hal bu ki maden kendisine ait, yabancı firmalar onu işletiyor; köylü de onların kölesi… Peki, köylü bu madeni devleti ile ortak işletse ne olur? Değil çamaşır makinesini onun fabrikasını alır.
    LİDER UFKU KADAR BÜYÜKTÜR
    Bir tarafta vatandaşını göz göre göre yabancıların kölesi yapıp, süslü sözlerle onu kandıran, onu sefalet bataklığına sürükleyen, icra ettiği icraatlarla onun tarih sahnesinden silinmesinin yolunu açan iktidarlar ve liderler öbür tarafta kandırılmış çaresiz insanımız.
    Peki, bu böyle mi gidecek? Bu duruma dur diyen bir lider çıkıp halkımızı kucaklamayacak mı? Elbette buna dur diyen birileri var. Pek tabi ki dış mihrakların aklı ile değil kendi akılları ile hareket eden liderler. Türk Milletini kurtarmak için inanıyoruz ki Türk’ün aklı ile Türk gibi, Atatürk gibi düşünen liderlere ihtiyacımız var.


    Burak Evci--TUNALIM..






    5/1/2009

    BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ BÜYÜYOR)

    71.jpg 

     2004 yerel seçimlerine kıyasla yoğunlaşılan belediyelerdeki oylarını artıran Bağımsız Türkiye Partisi 4 yeni belediye kazanarak seçimlerden büyüyerek çıktı.

    29 Mart yerel seçimlerinde teşkilatlar olarak ağırlığını belli pilot bölgelere veren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) bu yerlerdeki oylarında 2004 yılında yapılan yerel seçimlere kıyasla çok büyük artışlar yakaladı. İstanbul'un ilçesi olması hasebiyle önemli olan Çatalca'da 2004 yerel seçimlerinde yüzde 0.10 oranında oy alan BTP, 29 martta bu oranı yüzde 4.4'e çıkararak Çatalca'da oylarını 44 kat artırmış oldu. Artvin Şavşat'ta 2004 yılında 1.53 olan oy oranını 13 kat yükselterek yüzde 19.9'a çıkaran BTP, Şanlıurfa'da 4 kat ve Tunceli'de oylarını 3 kat artırdı.

    Çınar'da BTP'ye yüzde 17.6 oy

    Kilis-Merkez'de oy oranını 27 kat artırarak 3.04'den yüzde 9'a, Malatya'nın Kale ilçesinde ise oy oranını 10 kat artırarak 1.86'dan yüzde 19'a yükselten BTP Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde oylarını 250 kat artırarak yüzde 17.6 oranında destek aldı. Devletten trilyonlarca maddi destek alan partilerde erimelerin görüldüğü 29 mart seçimlerinde BTP, hem oylarını artırdı hem de belediye sayısını 4'e çıkardı. Konya'nın Yazla beldesi, Manisa'nın Sancaklı Bozköy beldesi, Aydın'ın Yazıkent beldesi ve Bursa'nın Tahtaköprü beldelerinde belediye başkanlıklarını Bağımsız Türkiye Partisi aldı.

    Kovancılar'da BTP ikinci parti

    Gaziantep Araban'da yüzde 10.3 oy oranıyla 44 kat, Elazığ Kovancılar'da yüzde 22 oy oranıyla 61 kat oylarını artıran BTP, Bolu'nun Göynük ilçesinde ise yüzde 3.9 oy alarak oylarını 39 kat yükseltti. Ağrı-Merkez, Adana-Kozan, Bursa-Osmangazi, Trabzon-Şalpazarı, Isparta-Gelendost, Artvin-Hopa, Sakarya Kocaali, Siirt-Eruh ve Erzurum-Oltu'da Bağımsız Türkiye Partisi'nin oylarında büyük artışlar yaşanan balediyelerden oldu.
    ''TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİDİR''
    Seçimler bitti olumsuz ekonomik veriler arka arkaya açıklanıyor.

    TÜİK'in rakamlarına göre Türkiye ekonomisi 2008'in son çeyreğinde yüzde 6.2 daraldı.

    Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2009 yılı Mart ayı ihracatı yüzde 34.92 düşüşle 7 milyar 127 milyon dolara düştü.

    Lokomotif sektörlerden otomotiv sektörünün ihracatı 2009'un ilk üç ayında yüzde 53.8 azalarak 3 milyar 73 milyon dolara düştü.

    Tüketici güven endeksi Mart ayında yüzde 9.1 düşerek, 65.46 seviyesine geriledi. 100'ün altı tüketicinin ekonomiye hiç güvenmediğini ortaya koyuyor.

    Dev şirketlerden Brisa'da üretim durdu; Tofaş'da bir duruyor, sonra başlıyor, kısa bir zaman sonra tekrar duruyor, tam bir istikrarsızlık var; Sifaş tül, fabrikasını kapattı; Toyota Türkiye üretime ara verdi.

    İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde sadece Şubat ayında kapanan fabrika sayısı 32'ye yükseldi. İşten çıkarılanların sayısı ise 6 bine yükseldi ve işten çıkarma yapan fabrikaların oranı yüzde 62'ye yükseldi.

    Şirket kuruluşları 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 30.75 azaldı, tasfiye olanların sayısı ise yüzde 16 arttı. Ve daha onlarca resmi veri ekonomideki olumsuzluğu tutarsızlığı, kötü gidişatı anlatmak için sıralanabilir, ama bu kadarı kafidir zannediyorum.

    İşin garip tarafı bu kötü tablo seçim öncesi de vardı, ama maalesef çok az sayıda seçmen yaşadığı ekonomik sıkıntıları baz alarak değerlendirme yaptı. Neticede iktidarda bulunan ve bu ekonomik tablodan birinci dereceden sorumlu olan Hükümetin partisine yüzde 40'a varan oy verdi.
    Her zaman ifade ediyorum, maalesef Türkiye'deki seçmen hala ekonomiden mevcut iktidarın, siyasetin sorumlu olduğunu kavramış, anlamış değil.

    Milletimiz, ekonomiyi bu hale getirenlere söver söver sonra gider yine o sövdüklerine oyunu verir. Her zaman söylüyoruz, milletimiz ne zaman yaşadıklarından yola çıkarak oy vereceğini belirler ve oyunu gerçekten çözümü olandan yana kullanırsa, ülkemiz oldukça yol kat edecektir.
    En azından böyle garabet tablolar oluşmayacaktır. Bir diğer önemli husus ise, mevcut siyasi sistemin, çözümü olanların ön plana çıkmasına engel teşkil etmesi...

    İktidar partisinin IMF dışında hiçbir çözümü yok ve zaten ekonomide bahsettiğimiz olumsuz tablo işte bu peşinde koşulan IMF'nin empoze ettiği politikaların ürünü.

    İktidarın çözümü yok da peki, ana muhalefet ve diğer meclis içi partilerin çözümü var mı? Onların da yok.

    Durum böyle olmasına rağmen medya bunları gündeme taşır, bunların horoz dövüşlerini ekrana yansıtır, milletimiz bunlarla yatar bunlarla kalkar.

    Bu da yetmiyormuş gibi devletin para yardımı da bu partilere yapılır.

    Yani hiçbir çözümü olmayan bu partilere her türlü kendini millete takdim etme imkanı fazlasıyla verilirken, gerçek bir çözümü olduğu halde bu imkanları olmayanlar ise kendi kaderine terk edilir. Kimse bu siyasi anlayışın demokrasinin bir ürünü olduğunu söylemesin, çünkü alakası yok.

    Eğer bütün bu kısıtlamalara, karartmalara ve asla demokratik olmayan bu olumsuz siyasi ortama rağmen, bir parti oylarını arttırabiliyor, belediye sayısını dörde katlayabiliyorsa bu gerçekten takdir edilmesi gereken büyük bir başarıdır.

    Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) işte böyle bir partidir. Onbinlerle ifade edilen mitingler yapmasına rağmen, IMF dışında çözümü olan tek parti olmasına rağmen, ortaya koyduğu çözüm bugün 52 ülke tarafından referans gösterilmesine rağmen, renkli medya bir kare, renkli basın ise bir satır yer vermemiştir.

    Yine BTP, bir kuruş devlet desteği olmadan sevenlerinin büyük fedakârlıklarıyla adeta çiviyle kum kazar misali zorluklarla mücadele ederek bugün büyük bir başarı elde etmiştir.

    Seçime bir belediyeyle girmiştir, dört belediye kazanarak çıkmıştır. Oylarını arttırmıştır.
    Okyanus ötelerinin rüzgarıyla BTP çok rahat iktidara gelirdi, ama onun adı BTP olmazdı. Bugün BTP emin adımlarla belki yavaş yavaş yükseliyor, ama tamamen milletin rüzgarıyla...

    Okyanus ötesinin rüzgarıyla iktidara oturanların sonu asla hayırlı olmamıştır, ama her şeye rağmen milletin rüzgarıyla iktidara oturanlar her zaman baş tacı olmuştur ve asla geri adım atmamıştır.

    Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye'nin geleceği BTP'dir.

    TUNALIM...

    25/12/2008

    TARİHTE ERMENİ KATLİAMLARI





    BU SAFHAYA (özüre) YAVAŞ YAVAŞ GELİNDİ... SONRASIDA VAR UYANIN...

    HRİSTİYAN BATI ''SOYKIRIM YOK'' DEMEYİ BİLE SUÇ KABUL EDERKEN, DİNDAR C.BAŞKANIMIZ BİZDEN; İHANET İFTİRA VE HAKARETİ ve İDDİALARI ''OLGUNLUKLA'' KARŞILAMAMIZI İMA ETMEKTE



    DİNDAR OLDUĞUNU AFİŞE EDEN AMA KÖKENİN KONUŞULMASINDAN NEDENSE RAHATSIZ OLAN
    Gül yeşil ışık yakmıştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye’de her türlü görüşün açıkça tartışılabilmesinin “devlet politikası” olduğunu belirterek, “Özür Diliyoruz” kampanyasına itirazının olmadığını ima etmişti. Başbakan Erdoğan ise girimi mantıksız bulduğunu belirtmişti. Erdoğan şunları kaydetmişti: Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok.



    Almanya´da Türklerin düzenlediği bir toplantıda Prof. Dr. Hasan Köni, "Ermeni meselesi" başlıklı bir konuşma yapmış ve şöyle demişti:
    "Tehcir sırasında, yerinden olmamak için ´convert´olan yani Müslümanlığa dönen Ermeniler de var. Bunların kim olduğunu bilemiyoruz. Sayıları 300-400 bin kişi. Ayrıca dönmüş Museviler ve dönmüş Rumlar da var. Bunları maalesef Türkiye Cumhuriyeti kendi vatandaşlarını rahatsız etmemek için açıklamıyor. Belki de devletin içinde de yüksek rütbeye gelmiş Ermeni kökenli dönmüş insanlarımız var."

    ***

    Hrant Dink, bir Ermenistan gezisinde oradaki muhataplarına "Siz 1.5 milyon kişiden bahsediyorsunuz. Oysa ayni dönemde yaklaşık 500 bin Ermeni, din değiştirip Türk olmuştu. Bunları neden dikkate almıyorsunuz?" diye sormuştu. Muhatabı da "Bu konunun gündeme gelmesi, davamıza zarar verir" cevabını vermişti.
    Dink, bir yazısında Atatürk´ün manevi kızı Sabiha Gökçen´in yetim Ermenilerden olduğunu ve bu konuda elinde belgeler bulunduğunu yazmış ve kıyamet kopmuştu. Peki bu bilgiye ulaşan Dink, başka hangi bilgi ve belgelere ulaşmıştı. Acaba, Türkiye´de etkin noktalarda bulunan kaç kripto Ermeni vardı? Ve Hırant Dink´in öldürülmesinde, bu açıklamaların rolü var mıdır? Ayrıca, Hırant Dink´in bilgisayarının hard diski şu anda kimin elindedir?
    K:Arslan BULUT





    Türk'e ihya ettirilen, dönemin ihanet karargahı, simge Akdamar kilisesi..


    Asala tarafından şehit edilen vatandaşlarımızdan bazıları..




    90 lı yıllar hocalı katliamı.. Gözümüzün önünde yapıldı...........


    Bosna - srebrenitsa daki soykırım sonrası açılan toplu mezarlar,
    pAPANIN ve VATİKANIN BURNUNUN DİBİNDE HATTA GÖZETİMİNDE




    ..ve bir 29 Ekim Günü Teslimiyet imzası.. AB...

    BU OLAYLARI BİZ 1999 YILINDAN BERİ ANLATMAYA ÇALIŞTIK

    HAYDAR BAŞ 99 YILINDAN BU GÜNE " DİNİ ve MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZE YÖNELİK TEHTİDLER "

    " ERMENİ SOYKIRIM İDDALARINI RET VE ULUSAL BAĞIMSIZLIK MİTİNGLERİ "
       ''ALÇAKLARI KIRPIP KIRPIP AYDIN YAPMIŞLAR''
          Hoca Nasreddin’in fıkrasından ayın kırpılarak yıldız yapıldığını öğrenmiştik ama günün birinde alçaklardan aydın olabileceğini hiç düşünmemiştik.
    Bir uğursuz, bir şom ağızlı terzi rastgele kesmiş ve alçaklardan güya aydın çıkarmış.
    Halbuki adı üstünde alçak, çukur, ışıktan nasiplenemeyen ve aydınlığa kavuşamayan demektir.
    Bir grup aydın Ermenilerden özür dileme kampanyası başlatmışmış.
    Kampanyayı başlatan isimlere yaklaşıyor bir de fark ediyorsunuz ki alçakların önde gidenleri.
    Bir kere alçaklara aydın demek hem aydınlığa hakarettir hem de ülkenin gerçek aydınlarına hakarettir.
    Kendi etnik kökeni ne olursa olsun, içinde yaşadığı topluma, ekmeğini yediği devlete ihanet edenlere dünyanın hiçbir yerinde aydın demezler, hain derler, işbirlikçi derler, çanak yalayıcı derler…
    Küresel tefecilerin, haçlı emperyalizmin dört koldan saldırıya geçtiği, Türk’ün kurtuluş savaşında yediği tokadın intikamını almak için yeniden “haçlı seferi” ilan ettiği bir dönemde onların ekmeğine yağ sürecek, işlerini kolaylaştıracak davranışlarda bulunanlara, kale kapsını içerden açanlara tarihin her devrinde olduğu gibi bugün de sadece hain ve iş birlikçi denir.
    Hain ve iş birlikçilerin matematiksel değerleri de rakamın solundaki sıfırlarla eş değerdedir.
    Meselenin fikir özgürlüğü ile, demokratik tartışma ortamı ile falan bir alakası yoktur. Kimse kimseyi kandırmasın.
    Onurlu–şerefli bir torun, dedesinin arkasından, salam–sümük küfredilmesi,heybe heybe iftira atılması karşısında; “bu bir demokratik tartışma ortamıdır” deyip susmaz,susamaz.
    Dedesinin hatırasına sahip çıkamayan, dedesinin tertemiz izzet ve şerefinin lekelenme gayretleri karşısında suskun kalan torun, kendi torunlarının geleceğini de karartan sefil bir adam durumundadır.
    Dedesine iftira atanlara “buyurun meydan sizindir” diyenler, gelecekte de bütün meydanları iftiracıların hizmetine sunacaklar demektir.
    Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
    “Hepimiz Ermeniyiz” diyerek kitleleri sokağa dökenlerin gazetelerindeki baş yazarlar–boş yazarlar bugün bu alçakça kampanyanın öncülüğünü yapıyorlar.
    Sizce bu bir tesadüf müdür?
    Herkes aklını başına almalı ve net tavrını ortaya koymalıdır.
    Paspas gazetelerine aboneliğini sürdüren hacım da artık ya dedesinden ya da alçaklardan yana tavrını belirlemelidir.
    Bir adam, bir kurum, bir basın–yayın grubu hem haçlılara, Soroslara hem de vatana–millete hizmet edemez, birine hizmet ediyorsa diğerine ihanet ediyor demektir.
    Alçakları kırpmış kırpmış yıldız yapmışlar.
    Yerseniz.... Aziz Karaca...
    TUNALIM....

    21/11/2008

    LİDER DEDİĞİN BÖYLE OLMALI..

    "Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz." M.Kemal Atatürk...
    Tarihimizden bir örnek ;
    BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş
    Malum, Samsun’un şirin bir ilçesi olan Havza, Milli Mücadelede çok önemli bir yere sahiptir. Mücadelenin kararları burada alınmış ardından da adım adım uygulanmıştır.
    İşte bu ilçede Atatürk bir Rus heyeti ile görüşmüştür. Daha mücadelenin ilk adımlarında, herhangi bir devlet iradesi de olmamasına rağmen Atatürk’ün Rus heyetine karşı ortaya koyduğu milli duruş gerçekten takdire şayandır.
    Rus heyetinin başında bulunan Albay Budenni Mustafa Kemal’e teklifi şuydu:
    “Generalim, bütün ihtiyacınızı tamamlamaya Rusya’nın hazır olduğunu size bildirmek görevini üzerime almış bulunmaktayım. Size top, tüfek, cephane, para verelim. Muktedir subaylar gönderelim. Yalnız bir şartımız var.”
    Atatürk ne olduğunu sordu. Budenni de şartları şöyle sıraladı.
    ”Sovyetler Birliği’ne katılınız. Siz de federal cumhuriyetlerden biri olunuz, bu suretle kuzeyden güneye kadar, Murmansk’dan Süveyş’e kadar kapitalist devletlere karşı cephe kurulmuş olacaktır.”
    Bu yardım isteğine karşılık Atatürk şu cevabı verdi: “Değerli subaylarımızın Sovyet yurdunda önemli görevleri vardır. Biz Türkler kendi yağımızla kavrulmayı tercih ederiz. Sovyetler topluluğunda bir Cumhuriyet olmaya gelince, Biz Türklerin milliyet anlayışına aykırıdır. Siz, gelin müşterek düşmana bizi eşit bir savaşçı olarak kabul edin. Bize bu kadarı yeter. Türkler batı emperyalistlerine karşı bir ölüm dirim savaşına girmişlerdir. Bu savaşı muhakkak kazanacaktır. Türkiye’de yapılacak olan devrimleri, Türkler kendileri yapmak kararındadırlar. Kızıl Ordunun yardımını hoş karşılayamazlar. Türk milleti mağrur ve hassastır. Her türlü mücadele gücünü kendi damarlarındaki kanda bulmaktadır.”
    Böylece Atatürk Kızıl Ordunun Anadolu’ya girmesini önledi.

    Günümüzden bir örnek
    Prof. Dr. Haydar Baş, doktora ve ardından da profesörlük eserlerini ortaya koyduktan sonra, İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi’nden konferans vermesi için davet edilir.
    Prof. Dr. Baş, konuşmasını Türkçe olarak sunmaya hazırlanırken, Sayın Baş’la beraber konferansa gelen tercüman, konuşmayı İngilizceye tercüme etmek için izin ister. Prof. Dr. Baş buna olumsuz yanıt verdikten sonra şunları söyler:
    “Bizim fikirlerimizden istifade etmek için onlar bizi buraya davet etti. Eğer gerçekten bunu istiyorlarsa, onlar Türkçe bilen bir tercüman getirsinler”
    Ardından da şu tarihi tespiti yapar:
    “Bir lider, dilini, dinini, kültürünü, medeniyetini, parasını ihraç edebilendir” Murat Çabas--TUNALIM...
    __Türkiye Yol Haritasi_______________
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

    22/7/2008

    BTP LİDERİ:TÜRKİYE'Yİ DÜZLÜĞE ÇIKARMAYA HAZIRIM...


    BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Millet hodri meydan desin, ben bugün Türkiye’yi kainat devleti yapmaya hazırım. O kadar sürünmeye gerek yok” şeklinde konuştu.

     
    Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, kendisinin başkasının düşüncelerini alarak konuşan bir ilim adamı ve siyasetçi olmadığının altını çizerek, “Ben kendi örfümden, adetimden, medeniyetimden ve hatta inancımdan yola çıkarak bir medeniyetin Türk medeniyeti olduğunu iddia ediyorum. Ve en üstün medeniyet budur diyorum” dedi.

    Millet istesin, yeter
    Türk milletinin ‘hodri meydan’ demesi halinde kendisinin dünyanın kabul edip uyguladığı Milli Ekonomi Modeli ve ‘Milli Devlet, Sosyal Devlet’ tezleri ve programlarıyla hazır olduğunun altını çizen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: “O kadar sürünmeye gerek yok. Ama milletim istemedi, vallahi, Allah Cenneti de yarattı, Cehennemi de yarattı. İsteyen paşa gönlüyle oraya da gider, isteyen oraya gider. Bize düşen apaçık onun hakikatlerini tebliğdir. O neyse bu da budur. Ama yine aziz milletime, lütfen ayıkalım, bu işe sarılalım ve bu işleri bitirelim artık, bu çileden, bu badireden kurtulalım diyorum.”

    Artık kendimizi korumanın zamanı geldi
    Prof. Dr. Haydar Baş, şu mesajları verdi: “Bir dönem geldi filancıyı koruyalım, onun için seferber olduk. Bir dönem geldi şunu koruyalım, onun için seferber olduk. Şimdi önümüze bu geldi... Yahu bırakın bunları. Bunlar korunmaya ihtiyacı olan adamlar değil. Bunları koruyanlar koruyor. Seni mi temsil ettiği için korumaya çalışıyorlar? Bu sefer de ailemizi, çevremizi, milletimizi, devletimizi, ordumuzu, adaletimizi koruyalım. Bu sefer bunu yapalım. Yapmayalım mı?
    Bunu yapalım bakın dünya nasıl cennete dönüyor. Ben ne derdim, ‘Bağımsız Türkiye Partisi iktidar olduğu gün güneş farklı doğacak’. Yeminle konuşuyorum böyle olacak. Hiç kimse kuşku duymasın.”

    TUNALIM...