21 11 2013

Tarihi kırılma noktası

“Diyarbakır’da Kürdistan bayrağıyla karşılanacağımı rüyamda görsem inanmazdım.” Galiba hafta sonu yaşanan rezaletin özeti bu cümle, sahibi de Barzani. Geçen hafta “Ne Mutlu Türk’üm diyene” yazısının kaldırıldığı Diyarbakır, bu hafta sonu adeta Kürdistan’ın başkenti ilan edildi. Evet… Lafı eğip bükmeden ifade edelim Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en utanç verici gününü cumartesi Diyarbakır’da yaşadı, hem de hükümet eliyle hem de canlı yayında. Bu öyle bir rezalet ki Habur, Oslo hatta Çuval hadisesi bile yanında masum kalıyor. Bir yanda yıllarca terör örgütü PKK’ya hamilik yapan Barzani, bir yanda “Apo terörist değildir, terörist olan Türkiye’dir. Peşmerge ve PKK birleşsin Türkiye ile savaşsın” diyen sözde sanatçı, özde ne olduğu meçhul Şivan Perver. Ve de en vahimi bu ikisinin ellini havaya kaldıran, onları bağrına basan bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı. (Ki o Başbakan çok değil 6 yıl önce Barzani için “PKK’ya yataklık ediyor, Bizim muhatabımız olamaz” demişti). Şimdi bırakın muhatap olmayı adam onur konuğu. AKP kongresinde Barzani için atılan “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganını hatırlayın. *** Gelelim o kara güne!.. Barış ve kardeşlik tiyatrosunun sergilendiği o sahnede Barzani ve Şivan Perver’in elinde sadece keleş yoktu. Konsept PKK’yı andırıyordu ve bu elbette bir mesajdı. O mesaj da PKK’nın zafer ilanıydı. Muzaffer bir komutan edasıyla geldiği Diyarbakır’da Kürdistan bayraklarıyla karşılanan Barzani adeta ev sahibi gibi davrandı. Zaten BDP milletvekili Özdal Uçar da, “Bir Kürt Kürdistan’a misafir olmaz. Kürt her kimse Kü... Devamı

21 11 2013

TÜRK SUBAYI

Bu yazının başlığında subay kavramı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli veya emekli bütün general, amiral, subay ve astsubaylar kastedilmiştir. Bu rütbeleri taşıyanların hepsi TÜRK SUBAYIDIR. Bu satırların yazarının uzmanlık alanlarından birisi Türk Ordusu’dur. Doktora tezini ve doçentlik tezini 1924-1960 arasında TSK ve siyaset konusunda yazdım. Bu tarih kesitini “Atatürk ve İnönü Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri” ve“Menderes Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri ve 27 Mayıs İhtilali” başlıklı iki kitap halinde inceledim. Daha sonra yapmış olduğu, güvenlik ve terörizm konulu çalışmalar da bu satırların yazarının Türk Ordusu’nu akademik düzeyde çalışma ve ilgi alanı yapmaya devam etmesine neden olmuştur. Güvenlik ve terör konusunda yaptığım çalışmalar sırasında yüzlerce general, subay ve astsubay ile binlerce saat konuştum, tartıştım, bilgi aldım, bilgi verdim. Harp Okulu ve Milli Güvenlik Akademisi’nde ders verdim. Bu vesile ile de subaylar ile bir araya geldim. Türk subayı benim için bir akademik araştırma konusu değil, aynı zamanda bir ailevi husustur. İlk tanıdığım Türk subayı babamdı. Tanımadığım dedem de İstiklal Harbi’nde savaşmış bir süvari binbaşı idi. Sonra babamın yakın arkadaşlarını tanıdım. Alparslan Türkeş, Mustafa Kaplan, Numan Esin, Rıfat Baykal ve diğerleri. Hepsi 27 Mayıs ihtilalini yapan ve radikal çözüm yanlısı oldukları için yurtdışına sürülen subaylardı. Böylece çok değişik zeminlerde subay ne düşünür, nasıl hisseder, nasıl tepki verir içten gözleme ve anlama fırsatım da oldu. 2007 sonrasında TSK’ya karşı siber savaş-psikolojik savaş ve elektronik savaş boyutlarını içeren kapsamlı bir enformasyo... Devamı

28 10 2013

Cumhuriyete doğru...CUMHURİYET BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN....

 ATATÜRK BUGÜN İÇİN DİYORDU Kİ “Askerliğin herşeyden önce yaratıcılığını severim.Türk Ordusu,vatan evlatlarını yetiştiren irfan ocağıdır.Ordunun temelini oluşturan subaylar,vatan için ölümü göze alan savaşçılardır. Fedakarlık sınıfının en önünde yer alan şerefli insanlardır.Millet zarar görürse bunun sorumluluğu subaylara ait olacaktır.” “Aldığım sormluluk basit bir şey değildir. Ancak ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu kutsal görevi yüklendim.” “Asil Milletime şunu öğütlerim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne çıkaracağın adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı çok iyi incelemeye dikkat etmekten hiç bir zaman vazgeçmemelidir.” “Hür ölünecek,fakat asla esir ve zelil yaşanmıyacaktır.” “Ahmaklar, Amerikan mandacılığına, İngiliz koruyuculuğuna bırakmakla vatan kurtulacak sanıyorlar.Oysa kendi rahatlarını sağlamak için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam eden Türk bağımsızlığını feda ediyorlar. Oh ,ne ala. Mücadele yerine mandayı kabul edeceğiz ve rahata kavuşacağız. Bu ne gaflet, ne körlük ve budalalıktır. Öyle bir manda egemenlik haklarımıza temsil haklarımıza, kültür bağımsızlığımıza, vatan bütünlüğümüze dokunayacakmış. Bu hiyanete değil Amerikalılar, çocuklar bile güler. Amerikalılar, kendilerine çıkar sağlamıyan böyle bir mandayı neden kabul etsin? Amerikalılar bizim kara gözümüze mi aşıklar? Bu ne aymazlık, bu ne gaflettir?” “Hiç bir zaman baş eğmeyeceğiz. Tuttuğumuz yolda sonuna kadar yürüyeceğiz. Hiç bir şartta teslim olmayacağız.Yerli ya da yabancı düşmanlar karşısında haklarımızı savunacağız. Son varlığımız ... Devamı

28 10 2013

Sam Amcanın şapkası mı yırtıldı?

Sam Amcanın şapkasının yırtıklarından aşağı yağmur mu sızmaya başladı da birbirinizi dirsekleme nöbetlerine girdiniz? O şapkanın altında geçirdiğiniz yıllar ne güzel yıllardı öyle! Hep beraber yürüdünüz, şapka ikinizi de örttüğü için yağan yağmurlarda ıslanmadınız bile. Sizler sarmaş-dolaş vaziyetlerde Sam Amcanın şapkasının gölgesinde “hizmetlere” devam ederken Sam Amca da haçlı müttefikleri ile birlikte Iraklı Müslümanların işini bitiriyordu, tabii ki sizlerin umurunda değildi bütün bunlar. Doğal olarak zalimlerin ve ırgatlarının olduğu her yerde bir mazlumlar kitlesi de zuhur eder ve o mazlumlar “ah” ettikçe gökler delinir, Arş sallanır Arş… Galiba, baş başa vererek, çıkar birliği anlaşmaları yaparak yol aldığınız yıllarda o mazlumların “ah”larını da aldınız. “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” özdeyişini sizler de duymuş olmanız lazım. Galiba şimdi o “aheste” faslındayız. El ele, diz dize vererek ne de güzel taşeronluk yapmıştınız haçlı dünyasının ideallerine ve çıkarlarına. “Daha çok demokrasi, darbecilere karşıyız, kahrolsun darbeciler” naraları altında nice sessiz ve derinden darbeler gerçekleştirdiniz. Sam Amcanın sadık evlatlarına nazar mı değdi ne? Son zamanlarda girdiler bir birlerine. Zaman demişken, aşağıdaki satırlar Zaman’ın İngilizce olanında yayınlandı, hem de pek yakında: “İşimizi hakkıyla yapmaya çalıştığımızda ve bunun gereği olarak gidişatı her eleştirdiğimizde önceden örgütlenmiş insanları hemen tugaylar halinde üzerimize saldırtıyorlar. Siyasal/sosyal/medyatik mobingi hızla aşıp saldırıları kitlesel bir linçe dönüştürüyorlar. Sonra da karşımıza geçip ukalaca ve k... Devamı